Konu Başlıkları

Yazdıklarım‎ > ‎

I-Sistem II-YMM’ler III-Öneriler IV–Sonuç V-Şiir

2 Nis 2009 03:46 tarihinde Saffet Kumbas tarafından yayınlandı   [ 23 Ağu 2009 14:08 güncellendi ]
           
Birçoğu gibi ben de öğrenciliğimde insan vücuduyla ilgili sistemleri (sindirim- dolaşım- solunum vb. gibi) işleyen derslerde çok sıkılmışımdır. Bu konuların gereksiz olduğunu düşünmüşümdür. Sonraları anladım ki, burada önemli olan husus (önemsenen ve asıl öğretilmek istenen) SİSTEM kelimesidir. Sistem en basit tanımıyla: Bir amaca ulaşmak için tutulan düzenli yol – yöntem veya usuldür. İnsan vücuduna ilişkin sistemlerin amacı yaşamsal olup tüm organların mükemmel ve sağlıklı çalışmasına bağlıdır. Nitekim zaman zaman “Yaşlı olmasına rağmen sapasağlamdı; ne yazık ki sadece ……den/dan öldü.” şeklinde konuşmalar yapılır; ya da duyulur. Vergi sistemi de böyle değil midir? Bu sistemde yaşamsal amaç, devletin havuzuna vergi gelirlerinin girmesidir; değil ise, organların herhangi birinde en küçük bir rahatsızlık (diğer organlar istediği kadar sağlıklı çalışsın)verginin havuz dışında kalmasına neden olacaktır. Bilinmelidir ki, sistem dışına çıkan her vergi mafyaya, teröre, tarikatlara, illegal kuruluşlara ve benzeri alanlara kaymakta; buraları teşvik etmekte ve haksız rekabete sebebiyet vermektedir. Vergi dairelerinde, vergi incelemelerinde, hasılat tespiti, yoklama ve kontrollerde, uzlaşmalarda, takdirlerde yürütülen uygulamaları bir an için düşünelim. İdarenin organlarındaki hata, ihmal, kasıt, hatır torpili, ahbap-çavuş ilişkisi, piyasada korkunç dedikodulara sebebiyet vermekte ve menfi sonuçlar yaratarak (en küçük mikrop ölümcül hasarlara yol açmakta ) sistemi allak-bullak etmektedir.

Nazariyatta veya teorik tanımlarda var olan düzgün, saf sistemleri bizim gibi ülkelerin pratiğinde görmek mümkün değildir. Pek çok meslekte birçok yetkilinin sistemden yakındığını sıkça duymaktayız. Daha geçenlerde faullü veya elle atılan golden sonra, Aykut Kocaman “Bu düzenden, bu sistemden bıktım usandım; tamamen bu işi bırakacağım” şeklinde, yakınarak feryat etmektedir. Ah! Aykut sadece sen mi, sadece futbol mu? Van’da tutuklanan rektör, Malatya’da çocuk yuvasında şiddet, İstanbul’da yeraltı dünyasında çatışma, İzmir’de yaşanan depremde çatlayan binalar ve Seferihisar’da kış mevsimine rağmen çadırlarda yaşayan halk, (Bu noktada, çok merak ediyorum, milli emlak başta olmak üzere, yetkililer lojman envanterini çıkartıp yıllardır bomboş durumda bekletilenleri bir liste halinde valiliğe sunarak, sokaktakileri buralara yerleştirmeyi acaba hiç düşündüler mi?) Edirne/Kapıkule’de gümrüklerde teşekkül halinde topluca rüşvet, v.b.gibi her gün bir olay, her gün bir haber, borular tıkanmış koku ağır, yine bir lağım patlamış meğer… Pek çok sistem çökmüş, kokuşmuş, laçka/yalama/dejenere olmuş….Öyleyse, esasen (düzgün ve sağlıklı olanları bırakıp) bozuk sistemlere bakmak ve onları düzeltmek üzere tartışmak gerekir. Söz konusu sistemlerde var olan yapılar ise, haliyle pek iç açıcı değildir. İnsanın içini karartan görüntüler azalacağına sürekli artmaktadır. İdarede üstlere tapınma ve sığınma, altlara ise nefes aldırmayan patolojik bir tahakküm hakimdir. Hiç değişmeyen fotokopik ifadeler/genellemeler, ikinci el tahliller, biçilmiş söylemler, üstünden atmak üzere yerine getirilen ısmarlama görevler sonucunda rasyonel otorite yok olmuştur. Kimse karşısındakinin kendisinden bilgili olabileceğini kabullenmemekte; sanki/öyle ki, kimsenin kimseden öğrenebileceği hiçbir şey yoktur/kalmamıştır. Neredeyse, kimse kimsenin dilinden anlamayacak, herkes kendi dilini konuşacaktır. Yalnızca kendi doğrularını dile getiren yetmiş milyon farklı dil…Toplumun tüm bireyleri robotlaştırılarak, televizyon dizilerinde gülmeleri gereken yerler bile (efektle de olsa) komutla dikte edilmektedir. Namussuzlar, namusluları ayaklarına dolaşamayacakları bir yerlere sürmüşlerdir. Her şey soyutlaştırılmış, somut kimse kalmamıştır; sorumlular dahi soyuttur. Bir yığın belirsiz zamir: birisi, birileri, kimisi, kimileri, birkaçı, bazıları, hiçbiri, herkes, v.b.gibi…

Bu noktada, örneği mesleğimizden seçerek, ülkemizdeki sahte fatura olayının sistem içindeki isleyişini irdeleyebiliriz. YMM’lerin sorumluluklarına bina’en halen yargıda uğraştıkları raporların, neredeyse tamamı bu konuya ilişkindir. Ülkemizde, devletin (silahlı-inzibatlı- kolluk güçleriyle) çözümleyemediği sahte fatura sorununun halli ve önlenmesi, YMM’lere bırakılmış görünmektedir. Peki, YMM’lerin böyle bir güçleri var mıdır ? Güç “Bir şeyi veya bir başkasını istediği gibi hareket ettirebilmek, çekmek, itmek, kaldırmak, durdurmak, yakalamak, v.b. gibi, bu eylemlerin tümünü, birkaçını veya daha fazlasını yapabilme kabiliyeti/yetisi” demektir. Sisteme baktığımızda bu yüklemlerin tamamı YMM’ler üzerinde uygulanmaktadır. YMM’ler bu yüklemlerin öznesi değil nesnesidirler; özetle, etkin değil edilgendirler. Sadece, stratejistlere bırakmayıp, ayda yılda bir kez olsun, bizim de mesleğimizle ilgili (komplo teorilerine özenerek) senaryo yazma hakkımız herhalde vardır. Bu manada/anlamda, çok çok büyük iç ve dış kaynaklı güçlerin (Vergi kayıp ve kaçağının gittiği grupların) çarpık bir sistem içinde, sahte fatura düzeninin devamından yana olduklarını özellikle vurgulamak isterim. Geçenlerde siyah-beyaz eski Türk filmlerini (Malkoçoğlu C.Arkın gibi) Amerikalıların severek zevkle izlediklerini ve leblebi gibi satın alarak ithal ettiklerini duydum ve hayret ettim. Sebebi sorulduğunda Amerikan yetkili “O kadar kötüler ki, çok çok iyiler” şeklinde cevaplamıştır. Örnekteki gibi “Sistemi ne kadar bozarsak o kadar iyidir.” diyen ve tercihleri farklı/aykırı bir azınlık her zaman olacaktır. Şimdi, gel de şairin dizelerini hatırlama/hatırlatma...“Yalnızlığım benim sidikli kontesim/Ne kadar rezil olursak o kadar iyi”

İdare ve denetim, bakanlık bürokratları, medya, polis ve yargı sahte faturadan ötürü YMM’leri sorumlu tutarak, bilinen tutum ve davranışlarını inatla sergileyebilirler. Hatta, istatistiklerinde, beyanatlarında öğünerek, sicillerindeki olumlu notlarını böylece yükselterek, görevlerini yapıyorMUŞ gibi sürdürerek, kamuoyunu ve kamu vicdanını da bir süre yanıltarak etkileyebilirler. Daha da ilginci, bu konudaki çabalarında inançlı ve samimidirler. Neredeyse tamamının, son derece dürüst ve kendilerini parçalayarak çalıştıklarını mutlaka görmek ve öncelikle haklarını teslim etmek gerekir. Ne var ki, sağlıksız sistemlerde bimar olmus muzdarip bünyeler, daha çok çalışır, daha çabuk yorulur ve daha az yol alır. Sonuçta, hiçbir müspet netice alınamadığı, aksaklık ve sakatlığın aynen devam ettiği (vergi havuzuna bir damla su girmediği) hüsranla görülmekte ve toplum hayali sukuta uğramaktadır. Böylece, gösterilen iyi niyetli çabalarda, maalesef, (sanki) görüntü itibariyle (makyaj) yapılmış hissi uyandırmakta veya öyle yorumlanmaktadır. Şimdi, kendimizi geriye çekerek, bilhassa ve bilinçli yaratılmış ve çürümüş bir sistemin organlarına (sahte faturaya ilişkin idareden-yargıya kadar, bizler YMM’ler dahil) şöyle bir baktığımızda, bünyelerinde en az üç farklı oluşum görülecektir.

a- Sayıca en büyük çoğunluğu teşkil eden bu ilk grup hastalığın başladığının, henüz tüm vücuda yayılmamakla birlikte mikrop kaptığının farkında, fakat tedavi için doktora gitmemektedir. Duruma çok üzülmekte, canı sıkılmakta ama sessiz-sakin tevekkülle beklemektedir. Burunlarının dibinde oluşan yolsuzluklar ve haksızlıklar sırasında, genellikle ve nedense (tesadüf bu ya) pencereden dışarıya bakarak manzaraya karşı gözlerini dinlendirmektedirler; devamlı üç maymunu oynamaktadırlar. Bunlara “bekleyelim görelimciler” diyebiliriz.

b- Diğer bir grup sistemi esas dejenere edenler ve bundan kendi lehlerine en büyük faydayı sağlayanlardır. Aydınlık sevmeyen, karanlıkta yaşayan baykuş ve yarasa gibidirler. YMM ler dahil her grupta vardırlar; azınlıkta fakat etkindirler; ortalıkta pek görünmezler. Sistemin en olgun meyvelerini toplarlar, çürüğünü-çarığını diğerlerine bırakırlar.Başkalarının fikir ve düşünceleri dahil çalıp çırparlar; sessizce-gizlice (üstelik, nasıl oluyorsa, kendileri istemedikleri halde,) ısrarlara bina’en veya lütfen kabul ettiklerini bilhassa belirttikleri makam ve mevkileri, ne hikmetse devamlı yükselmektedir. Toplumun dürüst bireylerinin birlik ve beraberliğinden son derece rahatsızdırlar ve korkarlar. Tüm korkaklar gibi, insafsız-hoşgörüsüz-bencil ve narsistirler. Demagoji, dedikodu, fitne, fesat, istismar, maniple, bölme, parçalama en büyük silahlarıdır. Bunları da “parazitler veya asalaklar” olarak nitelendirmeliyiz.

c- Son grup sistemin kurbanları dediğimiz (Ömrünce biriktirerek tasarruflarıyla aldığı, büyük olasılıkla birkaç gayrimenkul ve bir otomobilden ibaret) tüm servetini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya yargıda koşuşturan YMM’lerdir. Beraberinde, birinci gruptakilerden dürüst çalışmasına rağmen kıymeti-kadri bilinmeyip haksızlığa uğrayanları da, bu kategoride değerlendirebiliriz. İşte sistemin sağlıklı organlarında yayılmakta olan mikroplar,öncelikle bu parçaları vurarak harap etmekte, en büyük zararı bunlar görmektedirler. Kısaca, bunları da “sistemin mağdurları” şeklinde isimlendirebiliriz.

Baştan beri ve devamlı vurgulayarak dikkat çekmek istediğim husus, sistemlerin ciddiyetle önemsenerek, düzgün ve rasyonel çalışır hale getirilmesidir. Yazılarımda yukarıdaki gruplardan zaman zaman örnekler versem de, bir çoğu hedef kitleyi teşkil etmemektedir; zaten, çoğunluk (dolaylı-dolaysız bir şekilde) sistemin mağdurudur; esas olan da bunlardır. Hiçbir hukuk devletinde böyle bir sorumluluk sonsuza kadar devam edemez; önünde-sonunda değiştirilecektir.

Peki, o zamana kadar aleyhte verilen mahkeme kararları ne olacaktır? Örneğin, midenin mikroptan yaralı parçasını ameliyatla keserek küçültmek ve bir ölçüde sağlıklı hale getirmek mümkündür; neticede bir organdır. Aynı benzetmeyle, sistem, kendi yarattığı mağdurlarını da sonuçta kesip attım; ne yapalım başa gelen çekilir diyecekse, (Üstelik, vergi sistemine yapılan her operasyonda, bir parçası kesilip atılan, yanlışlıkla ameliyat edilen organ ‘hep’ YMMler ise/iken) adalet nasıl sağlanacaktır? Yetkililer, görevlerini yaparken,adalet kavramının yalnızca insan toplulukları için var olduğunu unutmamalıdır…Yukarıda ikinci grupta belirttiğim bu asalaklar, sistem içinde adeta satranç oynamaktadırlar. Ancak, bilinmelidir ki, oyun bittiğinde şahta piyonda aynı kutuya girmektedir; üstlendiği rolle birlikte, herkesten geriye, sadece isimleri-resimleri hatıra kalmaktadır. Esasen, birinci sıradakilerin ‘bekleyelim görelimcilerin’ hastalık yayılmadan tedavi için tedbir almaları ve mikroplarla mücadele etmeye başlamaları, ikinci sıradakilerin de ‘parazitlerin-asalakların’ ısrarla karanlıktan aydınlığa çekilip çıkartılarak deşifre edilmeleri yegane arzumuzdur. Bu sebeple büyük çoğunluğun bu tarz yazılardan hiç alınmaması; dahası, bu uğraşların biraz da istikbaldeki meslekleri için yapıldığını bilmeleri ve hatta (beklenmese de) takdir etmeleri gerekir, sanıyorum.

II

Sistemin organlarından birisi de (en zayıf halkası) YMM’lerdir. Bu noktada YMM’ler mevcut sistemin neresindedirler , neresinde olmalıdırlar? suali akla gelmektedir. Bugüne kadar vergi dairelerinde, vergi incelemelerinde, karakollarda, cezaevlerinde, adliyede YMM’leri (ayak altında dolaşırken, itilip-kakılırken) ve başlarına gelenleri gördük; sadece o günleri hatırlamak/hatırlatmak ve şöyle bir düşünmek dahi yeterlidir; sanırım. Yine, YMM’leri karşı firmanın muhasebecisinden tutanak düzenlemek üzere bilgi isterken, vergi dairesi servislerinde KDV iadesi için memurlar arasında koşuşturarak bir şeyler ispatlamaya ve raporunu açıklamaya çalışırken, ortalama iki ayda bir kez oda disiplin kurullarına veya yargıya, geçmişteki tasdikleri ile ilgili savunma hazırlarken, gözümün önüne getiriyorum da (tabi güçleri kendilerinden menkul bazı şanslı YMM’ler hariç) sistem içinde kendilerine reva görülen muameleye, role veya pozisyona üzülüyorum. incelemelerin %3 nispetinde olduğu ülkemizde, bu işi en iyi yapabilecek bir değer/yetenek/grup, maalesef, elleri kolları bağlanarak pasifize (paralize) edilmektedir; yazık ki yazık. Ülkeye yazık. YMM’lere geçmişte saldıran tüm gruplar, uygun buldukları bir gelecekte (konjöktüre bağlı olarak) yine asıllarına rücu etmek üzere siperlerinde mevzilenmişlerdir. YMM’lerin, gemileri henüz limana girmemiştir; seyir açık denizlerde, fırtınalara karşı devam etmektedir. Halen savunma çizgisinin (çok ötesinde) tamamen dışındadırlar; her kurşuna hedef olabilirler.

Esasen, şimdilerde de değişen fazlaca bir şey yoktur. Sadece idare veya denetim, kendisini hoş göstermek üzere, bazı küçük göstermelik tedbirler almış görünüyor. Örneğin, mükellefi inceledikten sonra YMM’yi mutlaka davet etmekteler (çağırmadı demesinler diye) ve bir tutanak düzenlemektedirler. Ancak, bu tutanak YMM’yi onore ederek tam tasdiğini yaptığı müşterisi ile ilgili yürütülen incelemede, bilgisinden istifade edilmek üzere değil de ,kendi kendisini cezalandırmaya yönelik bir formaliteyi yerine getirmekten ibarettir. İdare veya denetim, her görüşmede YMM ye halâ tahammül (ederek, lütfettiklerini) gösterdiklerini düşünmektedirler. Bu yargıya nereden varıyoruz? Bazen YMM için düzenlenen tutanak tarihinden çok önceki tarihle inceleme raporunun düzenlendiği görülmektedir. Böylece,YMM’yi davetten önce inceleme zaten bitmiş tamamlanmış olmaktadır. Diğer bir örnek, YMM yi incelemeden uzakta tutarak, mükellef için düzenledikleri inceleme raporunda tespit edilen matrah farkını hesaplarken kanuni defter kayıtları üzerine adeta methiyeler düzmektedirler. Keza, uzlaşmada (YMM nin girmemesi koşuluyla) mükellefe çok büyük kolaylıklar gösterilerek indirimler yapılmakta; mükellef devamlı pohpohlanarak, tebrik edilmektedir. Ne var ki, çok beğendikleri mükellef kayıt ve hesaplarında müspet rolü olan YMM yi (YMM’ye sıra gelince) takdir etmek bir yana cezalandırmaktadırlar. Zira, uzlaşmada, mükellefe tam tasdik sözleşmesini süratle iptal etmesi, aksi takdirde her yıl inceleneceği ikazı yapılmaktadır. Bilahare, YMM hakkında ağır ithamlarla sorumluluk raporu düzenlemektedirler. Görülüyor ki, önceki uygulamalarından farklı olarak, YMM’yi incelemeye davet ederek basit bir tutanak düzenlemekle, tarafsız ve objektif çalıştıklarını zannetmekteler; ya da öyle görüntü vermek istemektedirler. Keza, zaman zaman hatalı ve başarısız uygulamalarına YMM’leri işaret ederek sebep göstermektedirler. Oysa, mazeretlerinin hiçbiri makul ve makbul bir sebep olamaz; olsa olsa bahane olur.

Şayet, etkili ve yetkililer, mükellefi ikna veya ikrah ile tam tastik sözleşmesini iptal ettirebiliyorsa, mükellef yetkilinin görüş ve tavsiyesine uyduğuna (YMM müşteri kaybettiğine) göre, bu noktadan itibaren, YMM’nin yerine yetkilinin mükellefe müşavere hizmeti verdiğini kabul etmek (Ola ki, mükellefi başka bir YMM’ye yönlendirmişlerdir. Böyle bir durumda da, bürokrasi içinde bir grup azınlığın, piyasayla gizli ortaklıkla YMM faaliyeti yapma ihtimali akla gelmektedir ki; sistem buna müsaittir.Zira, bu kadar yetkiyi ısrarla uhdesinde tutan bir otoritenin kanatları altına girmeyi böyle bir sistem içinde, arzu eden YMM’ler pekala olabilir.) gerekir ki; YMM ile sakın sözleşme yapmayınıza kadar iş uzar gider. Öncelikle, bilinmelidir ki, bu husus, 657 sayılı yasanın memur görev ve sorumluluklarını bilmemek değil ise, suç işleme sınırıdır. Diğer bir husus da, tüm bu sayılan denetim zaafiyetleri sebebiyle, vergi devletin havuzuna ulaşamamakta, sistem içinde kayıp ve kaçaklar artmaktadır. Zamanla, sızıntılar büyümekte, havuz kalbura dönmekte, vergi toplamanın maliyeti (zayiatlar sebebiyle) yükselmektedir. Daha da kötüsü, YMM’ler köreltilerek bilgi birikimleri (faydalanılmadığı için) zayi/ziyan edilmektedir. Bilgisizlikten kaynaklanmıyorsa, (demek ki) hasmane ve istismara yönelik tenkitlerle her şeyi söyleyebilen, her tür ikazı yapabilen, pozisyon avantajını (hegomanyasına dönüştürerek) rahatça kullanabilen, istediğini imha, istediğini ihya etmek üzere ihdas edilmiş imtiyazlı mevkiler vardır da, acaba, bizim mi haberimiz olmamıştır? Yetkililerin düzenlediği yoklama fişleri, tutanaklar, raporlar, ceza ihbarnameleri öncelikle kendilerini, zihniyetleri dahil ayan-beyan görüntüleyen, resmeden vesikalık fotoğrafları gibidir. Bunlar yaşayan, nefes alan, ıstırap çeken, haykıran canlı belgelerdir; insanlar (cezaya muhatap kalanlar) bunları okumuyorlar, adeta satır satır/nefes nefese (yalnız, yaralı ve yabanıl hayvan gibi soluyarak) yaşıyorlar.

Denetimin değişmeyen ezeli ve ebedi zihniyeti, matrah farkı tespit ettiği anda, YMM’nin mutlak surette cezalandırılmasıdır. Bu durumda, böyle bir sistem içinde, istenirse YMM’lerin tümünü cezalandırmak mümkündür. Çünkü, her incelemede, az veya çok mükellefin kolayca saptanacak bir noksanlığı veya hatası her halükârda vardır. YMM’ler kendilerinden istenen imkânsızı yerine getiremedikleri için sorumlu tutulmaktadırlar. Geçmişte, polislerin “Yakaladığım suçluları yargıçlar serbest bırakıyor” şeklinde yakınmaları olmuştur. Keza, medya adeta toplumda infial uyandırarak yargıyı yönlendirmek istemiştir. Yürütme (Bakanlığımız dahil tüm Bakanlıklar) yargı kararlarını uygulamakta ayak sürümektedirler. Böylece, imkansızı talep eden bu sorumluluk makul ölçülerde düzeltilmemekte, YMM aleyhine ısrarla düzenlenen raporların, yargıdaki sonuçları da idarenin lehinde olsun istenmektedir. Bazen de bağımsız yargıya tesir etme yönünde, temayüller-sitemler olduğu hissedilmektedir. Oysa, bağımsız yargı polisin, medyanın, denetim elemanlarının arzu ve isteklerini nazara almak; buna göre karar vermek zorunda ve durumunda değildir. Aksine, haklı ve güçsüzü, haksız ve güçlüden korumak adaletin icabı, hukukun prensibi veya gereğidir. Aşağıdaki bildiriyi herkesimin çok dikkatli okumasını öneririm.

“Yargıçların görevi hukuka göre karar vermektir. Ülke koşulları ve yararları gibi safsatalara göre karar vermek değildir. Yargıçların görevi hukuku kurtarmaktır; ülkeyi ve ulusu kurtarmak değildir. Eğer yargıçlar ülkeyi kurtarmaya özenirlerse hüküm (vermiş) kurmuş olmazlar hükümet etmiş olurlar. O zaman rejimin adı demokrasi olmaz yargıçlar hükümeti (dikostokrasi) olur. Yargıçlarda ne hukuku ne de ülkeyi kurtarmış olurlar. Ama büyük olasılıkla ülkeyi batırırlar.” Beccaria’nın insanlığa Bildirisi
Geçmişte medyanın, polisin ve savcıların öncülüğünde yürütülen vergi ve ceza uygulamalarında, YMM’lerin maruz kaldıkları hücumlar hepimizin malumudur. Yeni yeni ayılmakta olduğumuz bugünlerde, dersler çıkartmak üzere geçmişe tekrar bakıldığında ve son tahlilde, YMM leri doğru tanımlama ve yerli yerine koyma (adına) , farklı yorumlar yapmak ve bazı mantıklı hesaplamalar veya tezler ileri sürmek mümkündür. Şöyle ki : Öncelikle olaylara oryantalist tanımlara uygun kafa yapısıyla bakamayız/bakmamalıyız. Bu nedir/nereden çıktı şimdi demeyesiniz? Hemen belirteyim…Bakış açılarında, cephe değişikliklerinde, ihtimal hesaplarında çabuk yorulmamak/vazgeçmemek, düşünce derinliğinde kolaycılığı seçmemek, sloganlara sarılmadan/yaslanmadan ve suçlu yaratmadan çözüm üretmektir. Nitekim, inceleme nispeti %3 deriz , bu tespite odaklanır, oturup-kalırız. Oysa, incelenmeyen geriye kalan %97 lik küme üzerinde hiç düşünmeyiz.Üstelik bunlar kayıtlı mükellefler itibariyledir. Yarısı kadar da kayıtsız olsa , varın gerisini siz hesaplayın/ düşünün. Bir yanda incelenemeyen bu kadar mükellef, diğer yanda elleri kolları bağlı bir potansiyel YMMler… Saman yığınının üzerine uzanıp-yatmış azgın ve azman bir kangal, ne kendisi yer samanı, ne de sürüyü bırakır yesin. Aynı şekilde, geçmişteki KDV iadelerini ve yapılan yolsuzlukları hatırlayalım.Keza, paraşüt-fırtına-balina kelimelerini, sözlük dışında (bizim için ifade ettikleri) anlamlarıyla unutamayız. Gümrükler, Bankalar; Hazine, MASAK uygulamaları, sümen altlarında unutulan yazı-talimat ve raporlar, telefonla/şifahi sağa sola bol keseden verilen (sonrada hatırlanmayan/hatırlamayan) emirler/amirler, imza atmaktan çekinen ve suçu birbirine atan bürokratlar, dinlenen telefonlar ve şifre çözümleri, kredi kapatmak üzere geçirilen sanal ihracatlar, uzaktan çok büyük işadamı sandığımız gerçekte (meğer) sahte fatura üzerine ilim yapmış sürpriz isimler, (suçsuzluklarını az-öz kelimelerle gürültüsüzce ifade etmek yerine) haklarında en küçük bir suç tespiti halinde kameraların karşısında benzin döküp kendilerini yakacaklarını davul-zurna çalarak beyan (reklam) etmelerine rağmen halen yurt dışında icrayı zenaat edenler, son anda içerden aldıkları gizli tiyolarla tüyenler, halâ yargıda duruşmaları süren siyasiler-siyasi yakınları, uzatmakta mana yok anlayan anlamıştır; benzeri pek çok olay-kişi ve müessese film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor da; henüz, geçmişin tarihi yazılsa da tam değil eksik, yazılanlar okunsa da yeterli değil çok az, tartışmalar dursa da bitmiş değil görüntü var ses yok, fatura YMM’lere kesilse de hesap görülmüş değil , hükmüne varıyor insan...

“Yine de, bir önceki (son) paragrafta esas vurgulamak istediğim husus, ilk (telmihlerden) anlamlarından çok farklıdır. Farklı olan mesajımı ve önerimi okuyucuya yansıtmak veya aktarmak üzere, YMM lere kesilen bu faturayı bir an için kabul ettiğimizi varsayalım. Peki,YMM lerin kabahatlerini alt-alta sıralayıp eksiksiz yazanlar, bu bedeli ödeyecek olanın lehine hususları da nazara alarak, her faturada son toplamdan önce bazı (iskontaların) indirimlerin yapıldığını, her insanın sağında sevaplarını yazmak üzere bir melek daha bulunduğunu bilmezler mi? Bürokratların dahi imza atmaktan kaçındıkları o günlerde , pek çok dürüst mükellef, YMM raporları sayesinde, hak ettiği iadesini alarak işçisinin ücretini ödeyerek, başka bir parti ihracatını yetiştirerek yok olmaktan/iflastan kurtulup bu günlere gelebildiyse, yıllık ihracatımızda yetmiş beş milyar dolarlara ulaştı ise, bunları görmek üzerinde düşünmek gerekmez mi? Bir de bu açıdan bakıldığında ve yapılacak hesaplamada, (Kim ne derse desin, iddia ediyorum) büyük bir ihtimalle iadelerdeki kayıp ve yolsuzluklara rağmen, (son bakışta) YMM lerin çalışmalarında kamu (ülke) yararı muazzam olmuştur. Kendilerini ateşe atarak, sıkıntılı sürecin aşılmasında YMM ler olağanüstü rol üstlenmişlerdir. O günlerde, hiçbir yetkili, ateş topu haline gelen bu iadeleri YMM raporu olmadan yapamazdı; ellerini dahi süremezlerdi. Bu neye benzer? Yüz sorunun doksan beşine doğru cevap veren çocuğun, (yapamadığı) beş soruyu başına kakan ve doğru cevaplara temas dahi etmeyen velilere, koşan atı kırbaçlayan biniciye benzer ki, kişiyi küstürmekten öteye nereye varılır bilemem artık. Özetle ve her şeye rağmen/karşın (kısıtlı imkanlarıyla) YMMlerin işletmelerde gelir-kurumlar-kdv v.b. gibi diğer birçok konuda danışmanlık-denetim ve tasdik çalışmaları yapmak;böylece, mükelleflerin hata ve yanlışlıklarını önleyici, devlet gelirlerini ise artırıcı yönde bugüne kadarki (görünürdeki) hizmetleri herkes tarafından bilinmektedir. Fakat (ne yazık ki) takdir edilmemektedir. Ayrıca, YMM’ler vergi barışında toplanan yaklaşık beş katrilyon gelirin elde edilmesinde, denetimin tespit ettiği çok büyük miktarlarda matrah farklı toplu vergi incelemelerinde, keza benzeri bir çok sahada, ilk anda feryat figan eden ve çok değişik kanunsuz teşebbüslerde bulunmaya hazır olan mükellefi, kanuni yönde ikna ve teşvik ederek görünmez faydaları vardır ki; saymakla bitmez. Şimdi, elimizi vicdanımıza koyarak, ülke yararını da gözeterek, YMM’lerin sistem içindeki yerleri ve çalışma şekilleri münasiptir; diyebiliyorsak mesele yoktur.

III

A- Bir önceki bölümde açıklandığı üzere bu sistem içinde idare YMM’leri neredeyse yok saymaktadır. Zira, var olmak bir şey, algılanmak tamamen başka bir şeydir. Nedense, YMM’ler sorumlu tutuluncaya kadar, yetkililerin görüş/kapsam alanına girememektedirler. Şayet, var olan yok edilemiyorsa, bu kez de raporlarında (YMM’leri) farklı ve alâkasız tanımlarla değiştirerek sunmaktadırlar. Madem ki, hemfikir olmamakta hemfikiriz; öyleyse dayatılan kalıpları sorgulamaya kaldığımız yerden devam edebiliriz. Eleştiri getireceğim diğer bir husus da, tam tasdike tabi mükellefi incelendiğinde, bu sistem dahilinde, bizzat YMM nin (kendi isteğiyle de olsa) incelemeye girmek istememesidir. Zira, gruplar itibariyle mükellef dahi YMM’sinin o incelemede kabul görmeyeceğini öğrenmekte veya bilmektedir. Bu durumda denetim elemanlarının ihtimam göstereceği bir YMM piyasadan aranarak bulunmakta ve bu incelemeye mahsus sözleşme yapılmaktadır. Esasen, yeni YMM’yi yönlendiren ona suflörlük eden önceki YMM’sidir. Ne var ki, incelemenin bitiminde, mükellef nezdinde itibarınız sarsılmakta, belki de, sözleşmeniz iptal edilmektedir. Dahası, inceleme için, her zaman mutlaka bir YMM aramak da şart değildir. Kişinin sıfatı ne olursa olsun, yeter ki denetim elemanının itibar edeceği birisi olsun. İşte, bu noktada dost ve yakınlarından, politikadan, bürokratlardan, mülki idareden, tarikat liderlerinden, mafyaya kadar pek çok alâkasız kişi devreye girebilmektedir. Oysa, basit bir kanun maddesiyle bu konuyu halletmek kolay ve mümkündür. “İncelemelere öncelikle firmanın tam tasdik yapan YMM’si, YMM yoksa mükellefin anlaştığı başka bir YMM kabul edilir.Tutanakların hukuki geçerliliği YMM nin imzası şartına bağlıdır.” denilir, olur biter.

Öncelikle, YMM’lerin vergi incelemelerine hesap vermek üzere değil, bilgi vermek, yardımcı olmak, incelemeyi kolaylaştırmak üzere girdiklerini, idareye kabul ettirme gereği vardır. İncelemelerinde kendileri YMM’ye ihtiyaç duymalıdırlar. Daha öncede ifade ettiğim gibi, denetim elemanının tasdikten sorumlu YMM’yi incelemeye davet zorunluluğu getirilmelidir. Bu uygulamanın mükelleflerden ve YMM lerden çok hazinenin lehine olacağı görülecektir. Zaten, idarenin ve denetimin, müşavere için mükellefi temsil edecek kişiyi gönlüne göre serbestçe seçmesi (bu arzusunu hissettirmesi dahi yeterlidir.) ahbap-çavuş ilişkilerini bir nevi teşviktir; değil ise/ya da, mükellefin bilgisizliğinden istifade ederek, tutanak imzalatmak ve kanunsuz ceza uygulamaktır. Mükellefi ve haklarını incelemelerde koruyabilecek (Aynı zamanda hazinenin menfaatlerini gözetecek) yegane birim veya kişi kendi seçtiği YMM’sidir. Bürokrasi, öncelikle bu hususa saygı duymak zorunda kalmalıdır; mükellefi dinlememek gibi bir lüksleri olamaz. Dinlenecek derdi dile getirecek birim, tabi ki (Zahiri hale getirilen esas fonksiyonları dışında, şayet taa baştan, itham edilmek üzere ihdas edilmemişlerse) YMMler olmalıdır. İdare veya denetim,YMM’leri devamlı itham etme/ihtiyatlı karşılama itiyat ve itikadını terk etmelidir/bırakmalıdır. Böylece, YMM’ler idarenin tanımladığı ve belirlediği bir saha yerine, fikren tanımlı bir alanda çalışma imkanı bulacaklardır; incelemelerde, ne idüğü belirsiz her salataya maydanoz olan pek çok parazit de devre dışı kalacaktır. Özetle, mıntıka temizliği şarttır.

B- Geçenlerde, Emre Kongar NTV’deki programında,altını çizerek ve üstüne basarak son derece iddialı bir şekilde bakınız neler anlatıyor: “Hiçbir bürokrat en küçüğünden en büyüğüne kadar bakan veya milletvekili (siyasiler) olmadan yolsuzluğa bulaşamaz; aynı şekilde siyasiler de genel başkanlarına bildirmeden bu işleri yapamazlar. Hırsızlık tepeden tırnağadır; zincirlemedir, iştirak halinde mülkiyet söz konusudur.” Geçmişte, yolsuzluklarda bürokratların-siyasilerin günahı, rolü ve payı çok tartışılmıştır. Ne yazık ki, sadece ..mıştır. Dokunulmazlara dokunamazsınız. Diğer bir önerimizde bu konuya ilişkindir. Hiç anlayamadığım bir husustur: örneğin, idare, KDV iadesini önce yapmakta, bilahare, yıllar sonra fatura sahteymiş diyerek YMM’yi sorumlu tutmaktadır. Muhtemelen, iadenin yapıldığı an da, bu sahtelik kayıtlarında (kitapçıklarında) olmasına rağmen atlanmakta, bu bilgileri kendileri kullanmadıkları gibi YMMnin istifadesine de sunmamaktadırlar. Özetle, YMM’ler bu iadeleri idareden tehditle almadıklarına göre; yetkililer, pekala her türlü tespitlerini önceden yaparak bunları kitapçık halinde bastırıp YMM’lere dağıttıktan sonra ve sadece ilan edilen sahtecilere münhasır (yalnızca bu faturalara ait tespitleri raporlarında belirtmek üzere) bir sorumluluk uygulamaya esas olabilir. YMM’lerin kemikleşmiş tespitleri ‘falanca mükellef kesin sahtecidir şeklinde (idare bile yıllar sonra saptayabildiğine göre) yapabilme güçleri hele ki, anında ve zamanında, hiç yoktur. Değil ise, flu-sisli-puslu-bulanık ve her halde bilinçli olarak yaratılan/bırakılan muğlak alanlar/ortamlar, yangın vukuunda bir grup için kaçış-çıkış merdiveni olsa da; YMM’leri, kilitli kapılar ardında bıraktığı (tecrübeyle sabittir.) çok görülmüştür.

Sorumluluklar ve yetkiler net olmalıdır; sınırları ve tanımı kesin ifadelerle belirlenmelidir. Sağlıklı bünyelerde olduğu gibi düzgün sistemlerde de tüm organların uyumlu ve senkronize çalışması esastır. Şimdiki gibi, sistem içinde tek bir gruba sınırsız sorumluluk verilip diğerlerine kaçış noktaları bırakarak sonuca varmak mümkün değildir. Piyasada çok kullanılan ”Deli para delikanlıyı bozar” seklinde, hoş bir tabiri amiyaneyle, sıfır sorumluluk-sınırsız yetki de sahiplerini bozabilir. Zafiyeti olan sistemlerde, kişiler, şeytana çok daha çabuk ve kolay uyabilmektedirler. İdare-denetim, yorganı tamamen kendi üzerine çekip mışıl mışıl uyumayı bıraksın artık, yalnız yatmadığını bilsin/bilmeli.. Madem ki, YMM’leri de (Her ne kadar verdikleri hizmeti beğenmeyerek ve gereken özeni göstermemiş diyerek, sık sık sorumlu tutsa da-geçimsizlik şiddetli olsa da) denetim birimi içinde saydın, öyleyse, sabahlara kadar yorganı çekiştirmek zorunda ve üstlerini açıkta bırakmayacaksın ki; üşütüp hasta olmasınlar; huzurlu, güvenli bir çalışma ortamı sağla ki; sağlıkla ve sağlıklı hizmet edebilsinler. Başta da ifade ettiğim gibi, devletin denetim mekanizması yeterli değildir. Bu boşluğu çok iyi doldurabilecek, her söküğe yama her derde deva (aspirin gibi) YMM’ler grubu ise, mevcut sorumluluk altında kıpırdayamamaktadır. Bu teşhisimizin doğruluğunu vurgulayan hoş bir fıkrayla bu bahsi kapatalım. Genç bir anne henüz konuşamayan küçük çocuğunu doktora getirmiş: “Doktor demiş bu sabah kalktığından beri ayakta duramıyor, hemen yere düşüyor. Dün akşam hiçbir şeyi yoktu koşup oynadı. Bu sabah niye böyle oldu?” diye sormuş. Doktor çocuğu kulak, burun, boğaz, ayak, kalça muayene etmiş; ne yaptıysa hepsi nafile, çocuk devamlı yere kapaklanıyormuş. Sonunda, doktor “Maalesef felç olmuş hayatı boyunca yürüyemeyecek, engellilere ait yuvaya gönderir, arada gider görürsünüz” diyerek ağlayan anneyi teselli etmeye çalışıyormuş ki, o sırada içeri giren hastabakıcı. “Aaa.. bu ne böyle, neden iki ayağını da pantolonun aynı paçasına soktunuz bu çocuğun? diyerek hayretini ifade etmiş…Şimdi, mesleğe-kendimize dönelim. Henüz , müessese bebekken , devamlı engeller çıkartıp iki ayağını bir pabuca sokarak yürümesini, hatta koşmasını istemek/beklemek (Sonrada, beceremedi, başaramadı diyerek ve suçlayarak değerlendirmek) insaf ve adalet ölçüsüyle bağdaşır mı?

C- Hatırlanacağı gibi, YMM’ler ilk yıllarında, mükelleflerin belli ciroları ve aktif-pasif toplamları belli miktarı aştığında, kanuni mecburiyetten ötürü tam tasdik sözleşmesi yapmak zorundaydılar. Bu husus doğru ve yerindeydi; fakat kıymet ve gereği maalesef bilinemedi; kullanılamadı. Zaman yanlıştı, zemin yanlıştı, terkip yanlıştı, ekoloji namüsaitti…Zaten konjonktür de uygun değildi. İnancım odur ki, Maliye Bakanlığı’nın bu uyulamadan amacı, belli bir seviyenin üstündeki mükellefleri YMM’lere inceletmek suretiyle, inceleme nispetini bir ölçüde yükselterek sonuca gitmektir. Zaten, 3568 sayılı yasanın gerekçesinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. “Maliye Bakanlığı’nın vergi denetimi konusundaki ağır yükünü hafifletmek, vergi sisteminin yozlaşmasına mani olmak, vergicilik sahasında güven ve ahlak unsurunun gelişmesini temin edebilmek, uygulamadan doğacak uyuşmazlıkları en az düzeye indirebilmek için, ………….”Görüleceği gibi, mevcut sistem dahilinde bu amaçlara ulaşılamayacağı kesindir. Bu sebeple, belirtilen amaçlara ulaşabilmek için, yukarıda belirtilen, öncekine benzer bir uygulamaya yeniden dönmek üzere, aşağıdaki irdelemeleri yapabiliriz.

1- Maliye Bakanlığı sadece belli bir rakamın üzerindeki mükellefler yerine tamamen kendi politikasına ve amaçlarına uygun olarak seçtiği mükellefleri, keza, sadece cari yıl değil geçmiş yıllar dahil tam tasdik yapmak üzere ,YMM’ler tarafından incelenmelerini talep edebilir. Odalar vasıtasıyla YMM ye bir nevi görev verebilir. Böylece, bir bakıma, bu mükellefleri tam tasdik yapmaya zorlamış demektir.

2- YMM bu görevi aldıktan sonra, incelemeye baslarken, yıllık maktu tam tasdik ücretinin, hazineye bir makbuzla yatırılması sağlanacaktır. Ücret verilecek hizmete göre tespit edilir. Şöyle veya böyle ücretin tespiti en kolayıdır. YMM için önemli olan husus, ücretten ziyade inceleme boyunca müdürünün resmiyetini ve Bakanlığın kendisini yetkilendirdiğini bilmesi, kendisini güvende hissederek mükellef üzerinde bıraktığı resmiyet ve etkidir. Çoğunluk, ücretten çok, saygın ve huzurlu bir meslek istemektedir. YMM incelemesini bitirdikten sonra tam tasdik raporunu düzenler ve Bakanlığa veya Oda’ya takdim eder. YMM yaptığı incelemede ulusal ve uluslararası denetim standartlarını da nazara alarak (Zaten denetimin asgari standartlarına ilişkin bir kitapçık hazırlama gereği vardır. ikmal tarhiyatı ihtiva eden hususlardan başlayarak, re’sen tarhiyata kadar incelenmesi gereken tüm hususlar en azından önemlileri, madde madde bu el kitabında standart dökümü yapılmalıdır.) hangi konularda inceleme yaptıysa onu beyan/ifade edip imzalamak suretiyle, kendi mesuliyet alanını da belirlemekte ve kendisini bağlamaktadır. Örneğin, bu el kitabındaki hususlardan sadece aritmetik inceleme (faturaların, stokların dört işlem yapılarak yeniden doğruluğunun hesaplanması) ve amortismanlar konusunda inceleme yürüttüyse bu iki hususu işaretleyecek;yalnızca bunlardan sorumlu olacaktır. Kaydi envanter yapmak, hesapları kontrol etmek,netice hesapları ve bilançoyu etkileyen kayıtların mevzuata uygunluğunu araştırmak, v.b.gibi daha pek çok konuda denetim yapması mümkündür. Tabi, Bakanlık makamı bunları yeterli görmeyip, örneğin, banka ve çek hesaplarının da ayrıca incelenmesini talep ettiğini varsayalım. YMM bu hususu da yerine getirdikten sonra, incelemeyi tamamlamış olur. Bu noktadan itibaren resmi hüviyeti kalmamıştır. Aynen şimdiki gibi, tam tasdik işlemini ve incelemesini tamamlamış, raporunu yazmıştır. Sorumluluğu da, belirttiği konulara münhasırdır.

3- YMM inceleme boyunca, resmi bir hüviyet kazanmak ve ücretini alırken mükellefle yüz-göz olmamak açısından, bir önceki bölümde anlatıldığı şekilde, incelemeyi yürütmüşse de, incelemeyi bitirdiği anda, bir bakıma mükellefin bilgisizlikten kaynaklanan hata ve noksanlıklarını tespit ederek tam tasdik hizmeti vermiş demektir. Öyleyse, mükellef bu incelemeyle (Tam tasdikini yürüten YMM tarafından) tespit edilen vergi farkını pişmanlıkla beyan edebilmelidir. Üstelik bu (daha düşük nispetli) farklı bir pişmanlık şekli de olabilir. Aynı zamanda söz konusu yılı tam tasdike tabi tutulmuş ve incelenmiş sayılmalı; belli şartlar vuku bulmadığı sürece bir daha incelemeye ayrılmamalıdır.

            Yukarıda üç maddeyle özetlediğimiz bu hususlara değişik açılardan bakarak, tartışmaya kaldığımız yerden devam edebiliriz. Öncelikle, Maliye Bakanlığı açısından baktığımızda kendisinin denetim birimleriyle birlikte zaman bulup yetişemediği bir çok mükellefi (sahte fatura konusunda düzenlenecek vergi inceleme raporları dahil) YMM’ler vasıtasıyla inceletme imkanı hasıl olacağından, inceleme nispeti belki de %10’lara kadar yükselecektir. Ülke gündeminden sahte fatura sorunu büyük ölçüde çıkacaktır. Böylece, vergi nispetlerini düşürme imkanı hasıl olacak, nispetler düştükçe sahte faturaya talep kalmayacaktır. Görüldüğü gibi biri diğerini ateşleyecek, müspet yönde etkileyecektir. Denetim elemanları açısından, kendilerinin vakit bulamadığı birçok konuda, YMM’ler rapor düzenleyerek sorun bir ölçüde çözülecektir. Bu durumda denetim elemanları, (On yıl civarında devlette çalışmaları koşulu getirilebilir.) YMM’lere eleman hazırlayan önemli kaynaklardan biri olacaktır. Keza, YMM’lerin yürüteceği incelemelerin, kendi seçimlerinin dışındakiler olacağı muhakkaktır.

Tabiri caizse, biz YMM’ler, (yüklü kamyonlar gibi) sağ şeritten gitmeye tabi ki razıyız. Her zamanki gibi, sol şerit devamlı devletin denetimine ait olacaktır. Mükelleflerse, incelenerek hata ve yanlışlıklarının bedelini ucuz yoldan pişmanlıkla ödedikleri için, incelenen yılda sanki tam tasdike tabi mükellefmiş gibi rahatlayacaklardır. Hatta, hiç incelemeye ayrılmamış mükelleflerden bir kısmı da, denetim birimlerine incelenmektense, (kim bilir, belki de) kendiliklerinden YMM’ler tarafından incelenerek, (Sonradan fark ettikleri bazı sıkıntılı kayıtlarını üzerlerinden atıp rahatlamak için) pişmanlık hükümlerinden istifade etmek isteyeceklerdir. Böylece, bir bakıma, kendi rızalarıyla tam tasdik sözleşmesi yapmış olacaklardır.

YMM’ler ise, halihazırda mevcut olan tam tasdik sözleşmesinde mükellefe ortalama kaç gün hizmet veriyorsa, bu kez, aynı sürede inceleme hizmeti vermiş olacaktır. İsterse, gece-gündüz (şimdikinden daha etkin) çalışır, aynı hizmeti daha kısa sürede de bitirebilir. Ücretin tespiti ve tahsilinde hiçbir sıkıntısı kalmayacak, mükellef üzerindeki otoritesi artarak resmiyet kazanacak, mesuliyetinin sınırları da belirginleşecektir. Ayrıca, incelemesini tarafsız ve bağımsız yapma imkânına kavuşacaktır. YMM ler arasında konuşulan fiyat kırma, haksız rekabet dedikoduları bitecek; düzenledikleri faturalar gerçek meblağları yansıtacaktır. Bu noktada, çok yüksek cirolu şirketlerin tam tasdikini yürüten YMM meslektaşlarımızın itirazları olabilecekse de, bunların YMM’lerini kendileri seçebileceği gibi bir ayrıcalık-istisna tanınabilir. Ne de olsa bu firmalar tüm kontrollerini iç denetimleriyle sağlamakta ve etkin bir muhasebe sistemini zaten uygulamaktadırlar. Neticede ve özetle, bütün tarafların lehine olabilecek tam tasdik uygulaması, ancak, böyle bir sistem içinde yaratılabilir kanaatindeyim.

D- Son günlerde fazlaca söz edilen TTK. taslağı ve Rosc raporu ayrı bir makale konusu olsa da, bu konularda da bir şeyler söylemek isterim. Dünya Bankası, İMF gibi kuruluşların veya yabancı ortakların verdikleri kredilerin ya da yaptıkları yatırımların doğru kullanımı hususunda, her tür denetimi yapma arzuları/talepleri tabi ki vardır; hep olmuştur. Olmalıdır da… Ancak, bu denetim, verdikleri kredinin veya sermayenin sağlıklı kullanımı, elde edecekleri faiz, kâr, v.b gibi değerleri kendileri açısından garanti altına almak şeklinde bir denetimi içerir ki; bizzatihi veya seçtikleri vasıtasıyla zaten yapmaktadırlar…Kimsenin hiçbir itirazı olamaz. Oysa, üçüncü şahısları veya toplumu ilgilendiren faaliyetlerinde, mutlak surette bağımsız-tarafsız, sorumluluğu olan, resmiyet taşıyan (Sahi,YMM lere mühür niçin verilir?) ehliyetli kişi veya kuruluşların yaptığı inceleme ve yazdığı raporlar kamuoyunu (güvenli kılarak) tatmin edebilir. Nitekim, SPK ve BDDK ya göre uluslararası şirketler bu denetimleri (öteden beri) yaptılar da ne oldu? Batan bankalar, Enroll skandalı ortada...Haa bu denetimleri yapanlar bizim odalarımızın elemanları olabilirler;. dahası, hiç ceza da almamışlar ise, öncelikle, saptanan hiçbir hata-eksiklik-kusur-kasıt yoktur; seklinde düşünmek gerekir.Hayır, aksini ısrarla ileri sürüp ispatlarız mı diyorsunuz? Eee ben de, devamlı sistemden yakınıp ‘şanslı YMM ler’ tabirini boşuna kullanmıyorum herhalde? Tabi diğer bir önemli husus da, sınırları belirli bir sorumluluğun hukuksal alt yapısını oluşturmaktır. Bakın (görün) bakalım o zaman, herkes yaptığı eylemin cezasına nasıl katlanıyor; ya da hiç hata yapıyor mu?

“TÜRMOB’un denetim standartlarına sahip çıkamadığı/olamadığı, keza kurumun standartlar konusunda yavaş çalıştığı, Rosc raporunun ise meslek örgütümüzü yok saydığı, v.b gibi” Bugünlerde çokça duymakta olduğumuz yakınmaların ve benzeri cümlelerin büyük ölçüde gerçeği yansıttığını; mesleki öz eleştiri açısından da son derece yararlı bulduğumu belirtmeliyim. Ne var ki, (devamlı ifade ettiğim gibi) bizleri ilgilendiren kısmıyla, sadece ROSC raporu mu YMM’leri yok saydı; bugüne kadar YMM leri kim var saydı Allah aşkına? Diğer yandan, denetim standartlarının oluşmasında YMM’lerin hızlı çalışarak, öneri sunmaları bu sistem dahilinde nasıl mümkün olacaktı ki? Öncelikle, YMM’lerin istatistiklerini çıkartıp yılın kaç gününü savunmalarla ve mahkemelerde harcadıklarını hesaplamak, sinir sistemlerinin ne hale geldiğini görmek, huzurlu bir çalışma ortamı sunmak, sonrasında kendilerinden müspet öneriler beklemek gerekmez mi? Bir önceki bölümde önerdiğim Maliye Bakanlığı’nın patronluğunda denetim arz etmeye hazır/talip bir kurulusun, diğer denetimleri de rahatça ve başarıyla yapacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın. Neticede, birazcık eğitim ve seminerle bazı eksikleri (ki mutlaka vardır:eğitimin ve öğrenmenin sonu yok) tamamlanabilir. YMMler bu eğitime daha yatkındırlar. Çünkü/Zaten, bu konuda da ham değil yarı mamul sayılırlar. Yine, yüksek sesle iddia ediyorum, başlığı denetim olan hizmet türlerinin tümünde, YMM’nin sunamayacağı başaramayacağı hiçbir detay yoktur. Konusu denetim olan her sahnede, dekor tam ve eksiksiz olacaksa, öncelikle ve mutlaka YMM lerin yer alması gerekir.

Galiba seksenli yılların ortalarındaydı, KDV.den ötürü kayıt nizamı ve kontrol için lüzumuna bina’en vergi dairelerinde bazı memurlar basit bir kursa tabi tutularak özel yoklamayetkisi verilmiş, alelacele cepheye salınmıştı; simdi de, incelemelerde istihdam/istifade edilmek üzere, gelir uzmanlarından yararlanmayı Bakanlığımızın düşündüğü duyumlarımız arasındadır. Hadi hayırlısı, Allah yollarını açık etsin, işleri rast gitsin.Mevcudu/Var olanı engelleyip geliştirmemek, yeni yeni birimler icat ve ihdas ederek problemin hallini ummak, hayal kurmaktır. Başta medya olmak üzere pek çok birim, vergi ve denetim işine (çok basit ya) zaman zaman soyunarak özenmiştir. Hayatında bir kez düğüne giden herkes iyi-kötü oynar, ama Nesrin Topkapı farklı oynar. Ayrıca, devlet denetiminde artarak yoğunlaşmanın, mükellef aleyhine hataları da katlayarak artıracağı muhakkaktır; YMM sayısını ve fonksiyonlarını da aynı oranda çoğaltmak (Böylece, hatalı ve adaletsiz denetimlere karşı önlem alma) gereğini hatırlayalım ve hatırlatalım. Aynı şekilde KDV iadeleri başta olmak üzere pek çok konuda (artık) YMM raporuna gerek kalmadığı görülmektedir. YMM’lerin faaliyet alanları sanki daraltılıyor mu ne? Meslektaşlarımız eskiye göre mühürlerini daha az kullandıklarının (bilmem) farkındalar mı? Yakında mühürleri duvara asarsak hiç şaşırmam. Bir bölümü şimdiden astı bile…İstatistiklerle, ‘Şu sayıda tam tasdik sözleşmesi yapıldı’ seklindeki beyanlar yanıltıcıdır. Hanidir, birçok YMM fiilen muhasebecilik yapmaktadır. Bu kolaycı çözümleri öneren ve üretenler, gidişata bakılırsa bir gün gelecek, kendi mevkilerine de, alt seviyede, politik torpille, hak etmeyen, liyakatsiz birilerinin getirileceğini, herhalde görüyorlardır/düşünüyorlardır. Madem ki usul budur; en etkin görevlere herhangi biri gelse de, sonuçta ülke için hiçbir şey fark etmiyor mademki!!!

Kontrolörlüğümde turnelerde geceleri çalışmayı severdim. Gece bekçisine çayı demletirdim; bir yandan da sohbet ederdik. İnanın, içlerinde birçoğu, v.d.müdürünün, muavinlerin, şeflerin, defterdarın uygulamalarını hiç mi hiç beğenmezlerdi; “Peki yerine seni defterdar yapsalar” diye takılırdım; “Hayır-yapamam-istemem” dediklerini hiç hatırlamıyorum. Sanki, hepsi de yeni görevlerine hazır gibiydiler. Bu arada (Bakanlığımız bünyesinde teftiş ve soruşturmalar, şayet halâ ciddiye alınıp yapılıyorsa tabi, yapanlara) tecrübelerime dayanarak bir tiyo vereyim. Personel hakkında en doğru bilgileri, büyük ölçüde gece bekçileri ve odacılardan öğrenebilirsiniz. Bu noktada, bir de fıkra anlatmadan geçemeyeceğim. Kadın, (anne) 11-12 yaşlarındaki oğlunu evlerine yakın sobacıya getirerek çırak vermiş…Çocuk bir hafta falan çalışmış. Fakat, bir kaç gündür işe gelmediği gibi mazeret bildiren hiçbir haber de göndermemiş. Neyse, sonunda usta merak etmiş tabi, kalfayı alıp çocuğun evine vardığı gibi seslenmiş, pencereye çıkan annesine durumu anlatınca , kadın “Artık işe gelmeyecek, çocuk soba yapmayı öğrendi” demiş. Usta şaşırmış “ Yaa yapmayın hanımefendi, nasıl olur, bizim zenaat zordur, zahmetlidir, kolay öğrenilmez, altın bileziktir, şudur-budur” diye uzatınca, kadın sözünü keserek “Amaan usta, soba yapmanın nesi zor olacak, sacı kesip kesip kıvırmak, kıvırıp kıvırıp katlamak, katlayıp çakmak değil mi? alt tarafı” demiş. Hiç cevap veremeden dönerken yolda, kalfa “Canın fena sıkıldı değil mi usta ? deyince; ne desin? “Anasını .attımın çocuğu mesleği bir haftada kendisi öğrendiği gibi anasına bile öğretmiş.” demiş.

Bizim gibi ülkelerde, herkes her işi yapar. Ama nasıl yapar? İşte öyle yapar. Demokratik sistemlerin başarı ve gelişiminde, faydaları çok, sayıları (oyları) az olan teknik grupların, faaliyet alanına özenen oy çokluğuna sahip bilgi becerisi az olan diğer gruplar (kifayetsiz muhterisler) sistemi sulandırarak açmaza-çıkmaza sokmaktadırlar. Kendi isleyişini, kendi yarattığı dilemma sonucu bozan/durduran sistemlerin zaafını, maalesef bu oluşumlar teşkil etmektedir. Dolayısıyla ve sonuçta, en büyük zararı da, öncelikle bu uygulamaları öneren tatbik mevkiindeki etkili ve yetkililer görmektedir. Son cümleden sonra, susup bu bahsi (keşke-diyerek) kapatmış olmayı çok arzu ederdim. Ama, ne mümkün… Ülkenin çok daha büyük zararlara ve kayıplara uğradığını (maalesef ifade etmek zorundayım) görmezden gelemeyiz. Belki de burada hiçbir zarar görmeyecek tek kuruluş varsa, o da , kendisinden bazı görevler kıskanılan (Kıskançlığın ateşi yüksek olur; kolay düşmez.) ve esas zarar görmesi arzulanan YMM ler grubudur. Zaten, bilgi, beceri, maharet sahibi, satacağı kaliteli bir şeyleri olan her kim olursa, her sistemde müşterisini mutlaka bir şekilde bulacaktır. Daha doğrusu müşteri onu bulacaktır. Arz-talep kanunu malum… Ne demişler; kem aletle kemâlet olmaz; her işi ehline bırakınız; ne diyelim, her işte bir hayır vardır; diyelim mi?


E- Bu önerileri niçin veya hangi düşüncelerle yapıyorum? Öncelikle, gerçeklere yönelmek ve yeni bir anlayışla bakabilmek, problemi (eveleyip-gevelemeden) alnının ortasından vurabilmek, yerleşik inanışları yerinden oynatmak gerektiğine inanıyorum. Keza, yaşamsal taleplerimiz arsız yakarmalara indirgenmiştir. Sağırın kapısını istediğin kadar çal; sukutun vakti geçmiş, iş feryada kalmıştır. Dolayısıyla, büyük bir dalgaya ihtiyaç vardır. Doğrusu, YMM’lerin mevcut faaliyetlerine ve sistem içindeki yerlerine bakıldığında, sanki başlarının üzerinde (amuda kalkarak) yürümeleri veya koşmaları istenildiği görülecektir. Böyle bir sistemle müspet sonuçlara ulaşılması mümkün müdür? YMM’lerin bilgi ve yetişme seviyeleri mükemmeldir; çoğunluğun zaten denetimden geldiği görülecektir. Denetim dışındakilerle de karşılıklı kaynaşarak, biri diğerini (piyasa şartlarına veya devlet düzenine ilişkin tecrübelerini aktararak) etkileyerek, aşı tutmuş, yapı oturmuştur; kan uyuşmazlığı yoktur. Ayrıca, grubun tamamı eğitimle daha da iyi duruma getirilebilir. Halihazırda, denetim görevini yürütenlerin dürüst çalışmalarına nasıl güveniyorsak, ilerdeki-istikbaldeki meslekleri olan YMM sıfatını kazandıklarında da, hemen bozulup çürüyerek, (korapsiyona uğrayarak) hortumculara alet olacaklarını şimdiden ileri sürmek nasıl mümkün değil ise, YMM’lerin de aynı şekilde, bozulmayacakları (YMM bilgisini satar, kendini asla) kabul ve farz ederek, hak ettikleri tarzda vergi sistemi içinde pozisyon aldıklarında, kendilerinden gerçek manada yararlanmak istenilirse, sistemin amacı olan vergi gelirlerinin büyük ölçüde devlet havuzuna gireceğini tahmin ve iddia etmek mümkündür.

IV

Daha önce, devamlı temas ettiğim konulardan birisi kayıt dışı ve haksız rekabet ise, diğeri de korsan yayınlardı. İşte, İzmir Esnaf Odası, ilk konuda çok ciddi ve etkin eylem başlatmıştır. iste, İbrahim Tatlıses, Tv. deki her programında korsan konusunda feryat etmektedir. Sonunda, sanatçılar topluca Ankara’ya/Meclise giderek, başbakanla ve siyasilerle görüşmüşlerdir. Vergisini ödeyen vatandaşları patlama noktasına getiren konuları, elimden/beynimden geldiğince samimiyetle ve yapıcı şekilde, özellikle vurgulamaya çalıştığımı ifade etmeliyim. Kimseyi incitmemek için, bulabildiğim en uygun cümlelerle vergi idaremizi de eleştirdiğimde, maalesef yetiştiğim ocağa ihanet etmekle bile, itham edildiğim oldu. Olsun.. Hamurumu, özümü ve kişiliğimi tamamen borçlu olduğum, beni ben yapan, mensubu olmaktan gurur duyduğum bu teşkilat hakkında, (Mevcut sonucu/durumu hayretle karşılayarak ve çok dolu olmama rağmen susarak) hiçbir yorum yapmadan, gelin birlikte (elbirliğiyle) ya bu yanlış (olmasını temenni ettiğim) haberi ya da v.idaresini düzeltelim önerisiyle, beni çok üzen yeni bir gazete haberini sadece belirtmekle kifayet ediyorum. “Toplumsal Saydamlık Hareketi Derneği, uluslar arası saydamlık örgütü’nce 69 ülkede gerçekleştirilen “BM Yolsuzlukla Mücadele Günü” dolayısıyla açıklanan araştırma sonuçlarını değerlendirmiştir. Buna göre , Türkiye’de Vergi idaresinin en kirli kurum olduğu görülmüştür.”

Devamlı yaptığım bir öneriyi, bu bölümde bir kez daha yineleyerek, yazıyı tamamlamak isterim. Herkesin, bu bültende anlatabileceği hiç değilse mesleki bir anısı mutlaka vardır. Müspet bir önerisi olan, susmayıp haykırmalıdır. Dillendirilmeyen derdin devası olmaz. Sistemin “uslu çocuk olun” dayatması “boş verin ölün” demekle eş değerde olup, bizleri evcilleştirerek kullanıma hazır hale getirmekten (ibarettir) başka bir şey değildir. En son yapılan genel kurulda, yanlış duymadıysam ve yanlış hatırlamıyorsam, önceki defterdarımızın “Bizler idare olarak YMM raporlarının sadece sonuç bölümünü okumak ve uygulamak arzusundayız.” mealinde konuşmaları olmuştur. İnşallah o günlerde çok uzak delildir. Ancak, diğer yanda yapılan toplantılara ve genel kurullara bakıyorum da; kürsüye çıkan hatiplerin “İzmir Odası YMM’ler sitesinin sakinleri” seklinde hitap etmediklerine şaşırıyorum; kibarlıklarına veriyorum. Nitekim, bu günlerde Van Üniversitesinin Rektörünün tutuklanmasını müteakip meslek odalarınca yaratılan fırtınanın (Mesleki dayanışma açısından ilginçtir.) YMM’ler tarafından çok iyi izlenmesini ve geçmişte (koyun sessizliğiyle sus-pus boyun eğerek) maruz kaldığımız hücumları/tutuklamaları anımsamalarını öneriyorum. Yine 1996–1997 yıllarında, neredeyse, iki haftada bir arkadaşımızın denetim elemanlığından emeklilik ve istifa yoluyla bin bir ümitle ayrılarak, büro açmak üzere koşuşturduğu günleri hatırlıyorum. Şimdi düşünüyorum da, hepsini bir çıkartma harekatında, bilinmeyen bir kara parçasına, gemilerle denizden veya paraşütle uçaktan atılan gönüllü askerlere benzetiyorum. Oysa, o günlerde ülkenin vergi sistemini bizlerin düzelteceği söyleniyordu. Yine de henüz her şey bitmiş değildir. Oguz Atay’ın Tutunamayanlar romanında (aşağıda romandan alınan paragraftaki, çok güzel anlatımıyla) belirlediği gibi “Dur bakalım helecileri” boş veriniz siz. Bugün itibariyle, verilen ümitlerin hepsini YMM’lerin fazlasıyla hak ettiğini; kendileri için artık bunların “arz-ı mevud” olduğunu düşünüyorum. Zaten, yukarıdaki de ne diyor? “isteyiniz, verilecektir” demiyor mu ? “ Dur bakalım hele. Dünkü çocuk, bize akıl mı öğretiyorsun? Başka bir şey yapmak gerekseydi elbette biz bulurduk bugüne kadar senden önce. Bir düşünelim. Önce bunu biz bulmuş olalım. Çok üstümüze varma. Bizi telaşa boğma. Yoksa hiçbir şey yapamayız inadımızdan. Öyle mi diyorsun? Yanılıyorsun. Herkesin bir işi gücü var, bugüne kadar bellediği bir usul var. Herkesin bir yataktan kalkışı, bir yemek yiyişi var. Senden akıllıları var, senden yaşlıları var, senden tecrübelileri var. Bu kadar adamın düşünemediğini sen mi buldun? Dur bakalım, dur bakalım hele. iki satır öğrendin diye herkesi cahil mi sanıyorsun? Öyle kolay değilmiş, değil mi? Kolay olsaydı biz yapardık. Yapamadığımıza göre, bizimde kendimize göre bir bildiğimiz var. Biz de okuduk onları. Onlardan, dediğin anlam çıkmaz. Çıksaydı, biz bilirdik senden önce. Dur bakalım hele. Ne demişler, el elden üstündür. Biz de geleneklere, saplantılara karşıyız elbette. Fakat, bütün bunları bilmiyormuş gibi bize yeniden öğretmeye kalkmana da karşıyız. Bunun bir yolu yordamı var. Önce kendini tanıtmalısın, yaptıklarınla ispat etmelisin kendini. Başkaları nasıl yapmışsa, nasıl yapıyorsa öyle davranmalısın. Kendini önce başkalarına kabul ettirmelisin ki biz de kabul edebilelim.”

V

Esas itibariyle önceki (sonuç) bölümüyle birlikte yazımız tamamlanmıştır. Yazılarımı okuyan meslektaşlarımın bir bölümünün edebi örnekler sunmamı arzu ettiklerini, kendilerinde alışkanlık yaptığını çok iyi biliyorum. Hem oda bültenimizde, vergi dışında yazılar öteden beri tereddütsüz yayımlanmakta; çok da güzel olmaktadır. Ölümlü dünyanın nesi var? Biraz da şiir olsun, fena mı? Ölüm soluk bir kelime… Onu bile bir nebze (sanatla) ısıtmak mümkün. Eski Romalılar bardağın dolu yanına bakarak ölüleri için öldü demezler, yaşadı derlermiş. Merhum, Turgut Uyar’ın eskilerde kalmış ama taptaze, üstelik adaşım olan bir Osmanlı kadınının gözüyle yaşamı ve ölümü çok güzel anlatan bir şiiri ile biraz hüzünlenelim istedim. Benim gibi edebiyata meraklı birkaç meslektaşımın yorumlarını yorulmadan yapabilmeleri için, (rahmetli Atilla ilhan’ın her kitabının sonunda ‘meraklısı için notlar’ bölümüne özenerek) şiirin sonunda, haddim olmayarak, bazı açıklamalar ve tahliller yaptım.

 
“hatırlarım bir akşam bir yokuşa durmuştum / iri atlarınız macardı dantelleriniz alman/ne göksuda bülbül dinlemek ne abdülhak sinasi bey / ıpılık bir sevgi geçerdi içimden o zaman / siz ne zaman öldünüz allahaşkına yani ne zaman / kirli karlar bile erimemişti haber yoktu nisandan / rüştü pasaydı deli rüştüye çıkmıştı adı osmanlı ordusunda / o zaman hamitti padişah kocaman bıyıkları kocaman / o günlerde her şey akıp giderdi biz de yaşardık / hürriyet meşrutiyet otuz bir mart falan filan / gemiler de öyle boğazdan aşağı boğazdan yukarı / bıyıklarını burardı umursamazdı paşa kocam o zaman / rüştü paşaydı sakallıydı belki sadece sakallıydı / ki sakallar geçmişinde herhalde bir orman / bir oğul bir kız iki gelin bir damat isviçre lozan / nasıl ağlarım ben bilirim bir yangının ardında / uykularım bölünüyor artık şu konağı bekliyorum / söyle ey muhabbet kuşunun tüyü söyle ölüm ne zaman / hep bir şeylere baktım bir şeyleri korudum kızdım / kızgındı haremi vardı sakallıydı rüştü paşa o zaman
hatırlarım bir akşam bir yokuşa durmuştum / iri atlarınız macardı dantelleriniz alman/ bahriye nazırı tevfik paşa mütarekeler filan / dünya nasıl çekilirdi ayaklarımın altından / annemin sonsuz giysileri bir telaşı bileyen tramvay / ben ne güzel çocuktum yalnızlıkların ardından / yeniköyde bir yalı fatihte evler ayışıklı bir zaman / rüştü paşaydı adı yıldızda ve dömekede kahraman / herkes ne zaman ölür elbet gülünün solduğu akşam / aldı anlayamadım öldüm anlayamadım almadığım akşam / daha önce hiç ölmedim temmuzum ve incilerimle / göksuya ışıklarla teşrif ettiğimiz akşam / ne zaman gülüm solar ne zaman deniz ne zaman akşam / ne zaman gemilerdi ne zamandı paşa kocam / artık başucum dinlendirir bir şamdanın süsünü / söyle ey göksu akşamı hafız burhan ölüm ne zaman / mevlutlar okunur dalgalar kalır bir geminin ardından / öldüm ben saffet hanımefendi salihat-ı nisvandan”

- Görüldüğü gibi, büyük harfler ve noktalama işaretleri hiç kullanılmamış; tamamen okuyucuya bırakılmıştır. Şiir birkaç kez okununca, bu husus kolayca ve gönlünüzce belirlenmektedir.

- Şiirde ismi geçen abdulhak sinasi bey, Selim İleri’nin ‘benim yazarım’ dediği A. Ş. Hisar olmalı; Cumhuriyet dönemi İstanbul yazarıdır. Özellikle, Boğaziçi yalılarını ve mehtaplarını,

Çamlıca’yı, Göksu’yu nostaljik anılarla Boğazın-kayıkların sandalların saz fasıllarını, iki kıyıdaki yankılarını, yalı bahçelerini ve eşsiz güzelliklerini, yaprak dökümlerini, gecenin koyu karanlığında sularda parıldayan yakamozları, gün doğumu ve batımında suların kızıllığını veya koyulaştığını, koruların yeşiline, boğazın mavisine açılan penceresinden gördüğü müthiş güzellikleri eşsiz betimlemelerle anlatmıştır. Sonunda, Boğaz korularının inişli çıkışlı dar yollarından yüksek duvarları yıkılmış, yalnız ve sessiz mezarlıklarına ulaşarak, uzun- güzel ve serin serviler altında varılan iç huzuru yansıtmıştır. Edebiyat çevrelerinde kıymeti bilinememiş, dar bir kesim tarafından, sadece, yalı sakinlerince okunmuştur

- almadığım akşam ifadesiyle o akşam öldüğüm için almadığım (yani) herhalde yaşayamadığım akşam demek isteniyor olmalı.

- salihat-ı nisvandan, nisvan kadınlar demektir. Salihat, dinine bağlı hayırlı işler yapan köklü-soylu Osmanlıdan gelen aileler için kullanılmaktadır. Yakın zamana kadar Osmanlının son dönemlerinde doğmuş ve belirtilen özellikleri taşıyan ailelerden gelen yaşlı kadınların gazetelere verilen ölüm ilanlarında bu deyim kullanılmakta idi. Söyle ki: “salihat-ı nisvandan Hatice …….hanımefendi vefat etmiştir. ….” Hatta İstanbul’daki mezar taşlarında bu deyime sıkça rastlanmaktadır. Özetle, “Hayırlı işler yapan kadınlarımızdan” demektir.


: İzmir ymmo.org.tr Odamızın 2006 ocak-şubat ayı sayı:70 Bülteninde yayımlanmıştır.