Konu Başlıkları

Yazdıklarım‎ > ‎

Tavukların Yemi, Yememenin Yemini

24 May 2009 07:52 tarihinde Saffet Kumbas tarafından yayınlandı   [ 27 Ağu 2009 10:41 güncellendi ]
A – BİR- Kİ-ÜÇ

(erkek) Akşama geleceğim, akşama geleceğim. an ah tar lar ne re de?
(kadın) Anahtarlar pencerede, tavukta pişer tencerede..
 
Beynelmilel filmini izlemedim; ama bu nakaratları televizyonda çok dinledim. Küçük bir köyde veya kasabada kaçamak bir ilişkiyi anımsatan bu şarkı, eski zamanları ve aşklarını çağrıştırarak hüzünlü bir tebessümle nostalji yaratıyor olsa da; beni daha çok ilgilendiren, ilgimi çeken yönü, zevk ve ziyafet gecelerinin öncelikli ikramı pişmiş tavuğun başına gelenlerdir. Malumunuz, vergicilikte, altın yumurtlayan tavuk kesilmez deyişi; çok meşhur ve yaygındır. Bu yazımda zaman zaman bu masum ve mazlum hayvandan söz edeceğim.
 
B - BİR - OLAY

Nasıl olduysa oldu, (29/2 ye göre 150 m2’nin altında) konut kooperatiflerine inşaat taahhüt işi yapan bir firmanın iade/mahsup işlemlerini üstlenerek kabul ettim. Olayın seyri, sadece çarpıcı tarafları ön plana çıkartılarak aşağıda özetlenmiştir. Özü itibariyle yaşanmış ve gerçektir. Tabi ki, esasa taalluk etmeyen bazı küçük değişiklikler yapılarak satır başlarıyla sunulmuştur.

Sütten dili yananların dikkat, tecrübe ve tedbiriyle, “ben üzüleceksem, başkası yansın” felsefesiyle, işe tarafsız ve acımasız başlanmıştır. İnşaat üç yılı aşkın uzunca bir süreyi kapsamaktaydı. KDV beyannamelerinde iade alınacak meblağların sehven giderlere atıldığı tespit edilmiş ve buradan çıkartılıp devir kdv.ye alınarak düzeltme yaptırılmış, dilekçeyle daireye de bilgi verilmiştir. Vergi dairesi, bu dilekçeye bina’en YMM’nin iade raporunu beklemeden, kurumlar vergisi yönünde cezalı tarhiyatı anında uygulamıştır. Böylece, iade miktarı, siftah % 20 kurumlar vergisi nispetinde, (ceza ve g.faizleri hariç) uzlaşma sonucu otomatikman azalmıştır.

Son dönem geçici verginin hesabında, YMM müdahalesiyle, hasılatlar artırılmıştır. Olumlu enflasyon farkı, ait olduğu hesapta bırakılmayarak, bilhassa kâra aldırılmıştır. Bilindiği gibi, devam eden inşaatlarda önceki yıllar mutlak zarar vardır. Bitim yılında bu zararın kârdan mahsubu gerekmektedir. YMM tarafından bu mahsup yaptırılmamıştır. Tabi, bu noktada, geçmiş yıllarda matrah artırımı denilen zorlama sebebiyle defterlerde zarar, beyanlarında ise kazanç şeklinde, çelişkiler olduğunu belirtmeliyim.Böyle durumlarda, devamlı hazine yararını gözetmek herkesin ve her kesimin menfaati icabıdır. Böylece, iade miktarı %20 civarında daha azaltılmıştır.

Üç aylık ciddi bir çalışmayla, rapora yaklaşık yüz adet ek yapılmıştır. Büyük çoğunluğu karşı kontrol tutanağıdır. Ayrıca, ekler dışında, vergi dairelerinden alınan teyitler hıfzedilmiştir. Yazımıza cevap vermeyi geciktirenlerin (yazının ulaşmadığını söyleseler de) kdv.leri kesilerek iade talebinden anında düşülmüştür. İade miktarının %20 si daha böylece tenzil edilmiştir. Görüleceği gibi, YMM tarafından daha işin başında iade miktarı %50, %60 civarında azaltılarak rapor düzenlenmiş ve takdim edilmiştir. Rapor yazmak ürün yaratmaktır; zahmetlidir, kolay iş değildir; insanı bunaltır, esere saygı gerekir. Tavuklar bile yumurtlarken zorlanarak bağırmakta, farklı gıdaklamaktadır.

Varsayalım ki, iade miktarı 200 milyar Eski TL olsun. Ciro 2,5 trilyon ETL, kurum matrahı da (YMM baskısıyla) 800 milyar ETL. ye yükseltilmiş ve % 20 hesabıyla K.Vergisi 160 milyar ETL. diyelim. Raporun takdimi sırasında, VD Müdürü doğrudan son sayfayı açarak, merakla sonuç bölümüne, iade miktarına bakmıştır. İade miktarı yüksek gelmiş olmalı ki, YMM’ye “firmanın kurumlar vergisi beyanı nasıl?” şeklinde sual tevcih etmiştir. Gayri iradi, akla ilk geldiği gibi “muazzam” şeklinde cevap verilmiş, ardından “ne kadar muazzam?” sorusu ve “sekiz yüz” cevabını takiben, “vergi miktarı mı sekiz yüz ?” sorusu yöneltilmiştir. “Sekiz yüz vergi olursa, matrahı 4 trilyon ETL. dir. Firma tüm cirosunu beyan etse dahi 2,5 ETL. yi geçmez. Bu durumda, sıfır maliyetle ve sıfır kdv. ile inşaat tamamlanmış demektir. Dolayısıyla, yüklenilen kdv sıfır olunca, ortada iade falanda yoktur; raporu hiç işleme koymayalım.” şeklinde bir öneri/cevap akla gelse de “hayır, vergi değil matrah” cevabı verilerek yetinilmiştir. Ne de olsa, YMM’nin üç ayda hazırladığı raporu, üç dakikada ve bir göz atmakla hatmetmek ve hükmetmek, hem kabiliyet hem de kudrettir. Ne demişler, idareyle iyi ilişkiler geliştirmek ve devam ettirmek YMM’nin mutlak lehine ve yararınadır. Konuları abartmamak gerekir.

İki hafta sonra, güya raporun hata ve noksanlıklarını ihtiva eden bir yazı V.Dairesinden alınmıştır. Gereği neyse geciktirilmeden yapılmıştır. Eksiklerin tamamlandığı hataların giderildiği kibarca belirtilerek, altı sayfalık detaylı bir yazıyla cevap verilmiştir. Her nasılsa, yazışma, bu yazıyla durmuş veya son bulmuştur. Esasen, yazılarındaki eleştirilerin,incir çekirdeğini doldurmayacağını, mantıklı bir şekilde ihsas ettirmek bir bakıma mümkünse de, fiilen imkansızdır...Zira, bugünler için söylenmiş çok hoş ata sözlerimizden bazılarını hatırlamak ve “yalama öküz kasap bıçağını yalarmış” diyerek, uzatmamak, alttan almak gerekir.

Yazışmadan hemen sonra, dosya incelemeye sevk edilmiş, üç yıllık defter ve belgeler denetim birimlerinin taleplerine bina’en ibraz ve teslim edilmiştir. Bir zaman geçince, iade raporunda, YMM yazılarının ulaşmadığı için yapılan kesintilerin SAMİYB sayılacağı ve kurumlar vergisi matrah farkı olarak nazara alınacağı ifade edilmiştir. Bu meblağlar, kesinti yapılan KDV.lerin, üzerinden hesaplandığı alış bedelleridir. Böylece, iade miktarı en az kurumlar vergisi nispetinde %20 daha azalacak demektir. Görüleceği gibi talep edilen iadenin neredeyse tamamı hiç olmuştur. Baştan beri, iade miktarı diyorum , doğrusu ise , mükellefin vergi borçlarına karşılık mahsup talebinden ibarettir. Bundan sonra, iade desem de mahsup anlaşılırsa sevinirim.

Son olarak, bir hafta/on gün kadar önce, dosyadan sorumlu V.D. servis şefi telefonla aramamızı isteyerek sekretere not bırakmıştır. Telefon görüşmemizde şef “iadeyi/mahsubu yapmayı çok istiyorduk ama tasdik sözleşmenizin bir örneğini ocak ayında V.Dairesine göndermemişsiniz.” deyince, “tam tasdik olmadığı, sadece KDV iadesi için sözleşme yapıldığı, bununda hem düzeltme dilekçesinde hem de rapor ekinde belirtilerek bilgi verildiği” ifade edilmiştir. Bunun üzerine “KDV. sözleşmeniz 2007 yılında yapılmışsa, sadece bu yılın yüklenilen kdv.lerini dikkate alabiliriz, önceki yılların iadesini alamazsınız” şeklinde bilgi verilince (tabi, 2007 yatırım yılı olmayıp satış dönemi olduğu için inşaat bünyesindeki kdv iade miktarı haliyle çok düşüktür.) “bakarız, inceleriz” denilerek, görüşme noktalanmıştır. “Ne yani, inşaata kazma vurulduğu anda YMMler mutlak sözleşme yapmak zorundalar mı ?” diyemezsiniz; çünkü, kurban (bağışlanma ve kurtuluş umudunu son ana kadar taşıdığı için) celladına karşı saygıda hata yapamaz, yapmamalıdır...

B -İKİ- GELİNEN NOKTA

İademizin son durumu ise, kaçak firarda, polis peşinde, asayiş berkemaldir. Mükellef elini vermiş kolunu kaptırmış, selam vermiş borçlu çıkmıştır. İndirilecek/iade/gider yöntemlerinden hiçbirini kullanamamış, yüklendiği kdv.ler, son tüketici gibi üzerinde kalmıştır. Dahası, YMM’nin eften püften sebeplerle iadeyi azaltmak üzere kestiği faturalar, kurumlar vergisi yönünden sahte kabul edilerek VUK. 359. maddeye göre hapis cezası gündeme gelmiştir. Mükellef ve muhasebeci nezdinde YMM’nin prestiji sarsılmıştır. Görüleceği gibi, (şayet, iade yetkisi sadece idarede olsaydı) hata ve noksanlık aramak üzere, lütfedip son sayfasından bakmaya başladıkları, kolay kolay düzenleyemeyecekleri böyle bir rapor/eser (sayesinde) esas alınarak, hem müessiri mahvedilmek istenmekte, hem de mükellefe vergi ve ceza uygulanmaktadır. Öyle ki, rapora mühür basman yetmez, beraberinde “doğruluğuna kalıbımı basarım” diyeceksin, denilmektedir. Çünkü, aranan kalıptır, yapılan kelle avcılığıdır. YMM kendi silahıyla kendisini vursun istenmektedir; ya da idare veya denetim çayın taşıyla çayın kuşunu vurmaktadır.Yeni vergi toplama yöntem ve taktiği bu ise, YMM raporundan mükellef zarar görmüş, idare ise yararlanmıştır. Rapordan kim yararlandıysa YMM ücretini de onun ödemesi gerekir. Uzun vadede vatandaşı küstüren, ülke ekonomisine zarar veren bu uygulamalar, kısa vadede sanki yararlıymış gibi sunulmakta, üstelik değeri olan YMM çalışmaları (hiçbir kıymeti harbisi yokmuş gibi) görmezden gelinerek idare ve denetim elemanlarının hanesine artı yazılmaktadır. YMM lerin görünmeyen yararları nedir diyenler, bu yaşadıklarımızı, (nedense) görmezden/duymazdan gelmektedirler. Esasen, bu tarz görev yapanların (denetim elemanlarında olduğu gibi) varlıkları ( oksijene benzer hissedilmez, yoklukları ise ölümcüldür.) yok edilince, eksiklikleri anlaşılarak fark edilmektedir.

“Tavukları kim yemlerse yemlesin; yeter ki yumurtalar bana gelsin” zihniyetidir bu… Ne var ki, yemleyenler, yumurtlamayan tavuğun önce yemini, sonra da (yeminliyi, pardon) tavuğu kesmektedirler.

Güç mutlaka cebir kullanmak değildir. Kedi fareyi yakaladığında ilk anda bir anlamda cebir uygulamıştır, fakat onunla oynamaya başladığında güç kullanıyor demektir. Gücün özünde gizlilik yani karanlık bulunur. Güç sahibi her şeyi görür, bilir, gözetler; fakat kendisi karanlıkta kalır. En önemli diğer bir edimi ise bağışlamaktır. Kurbanı dizlerinin üzerinde çökerterek biat ettirmek, böylece, otoritesini herkese ispatlamak ve kabul ettirmek, kurbanın bağışlanma umudunu son ana kadar taşımasına müsaade etmekle mümkündür. Firma yetkilileri ve muhasebeciler karşısında, YMM’nin (bırakınız ücretini ödemeyi) maruz bırakıldığı bu durumlar hak reva mıdır? İşte, baştan beri anlatılan bu kudret karşısında, hiçbir gücü olmayan YMMler idare ve denetim makamlarından biraz daha yetki ve kollanma beraberinde saygı beklemektedirler. Hepsi hepsi bu …YMM mesleğini seçmiş pek çok yetenek ülkenin kaybolmuş zenginliğidir. Bilerek veya bilmeyerek, (bazı yetkiler mesleğimize çok görülerek) değerlerimiz yitirilmekte, ülke kıymetlerinden yararlanamamakta, yoksun kalmaktadır.

B -ÜÇ- TAHLİL VE DEĞERLENDİRME

Bilgiye ulaşmanın en belirgin yolu yöntemi, bilinmeyene uzanmak, karanlıkta kalana ışık tutmak, görünmeyeni görünür kılmaktır. Düşünmek, bir konuda odaklaşmak, tahlil yapmak, çok sayıda soru sormak ve sonuçlar çıkartmak demektir. Bu anlamda, abartısız yüzlerce soru, defalarca sorularak ve yanıtları aranarak bu mütevazı yazılar oluşmakta ve sunulmaktadır. Anlatmak resmetmektir. Yazmak, çok zahmetli, bir o kadar da zevkli bir uğraş, ancak, zor yazan ve zor beğenenler, yazdıklarının üstünkörü okunmasını istemezlermiş. Bu vurgulamayı özellikle yapmamın asıl sebebi, aşağıda belirteceğim tahlil ve değerlendirmelerin ardında yorucu fikir jimnastikleri yapıldığı bilinsin istedim, hiç kafa yormadan peşinen, '' hadi ya!'' denilmesin. Değil ise, geçen süreçte, haklı haksız yapılan pek çok eleştiriye alışıyor insan, kasları güçleniyor, yazılanlar üzerinde ciddi manada düşünerek yapılan okur eleştirileri ise, mutlaka yazarın (şahsım söz konusu ise, yazanın demek daha doğru olur.) yararınadır. Bu açıklama veya uyarıdan sonra tahlillere geçebiliriz.

Demek ki, bürokratların, vatandaşın/mükellefin kanuni haklarını yerine getirmeme lüksleri, yetkileri, suç işleme özgürlükleri veya ruhsatları vardır. Hükümetler ''vatandaşa vergi teşvikleri verelim ama bütçe müsait değil.” endişesiyle, düşünüp tartışırken; birden “bürokratlar nasıl aklımıza gelmedi” diyerek, “biz yasayı çıkartalım, basına beyanatlar vererek reklamımızı yapalım, nasıl olsa onlar bir şekilde ipe un sererek ödeme yapmazlar'' şeklinde, karar almış ve talimat vermiş olabilecekleri, doğrusu aklımıza gelmektedir. Oysa, bu tarz uygulamaların uzun vadede kimseye yararı yoktur. Firma sahiplerinden YMM sine kadar bu memlekette iş yapılmaz denilerek, (vatandaşı iş hayatına küstürerek, çalışma şevkini kırarak) işi terk ve kendi iç dünyasına dönüş başlamakta, dönüp dolaşıp, sonuçta yine altın yumurtlayan tavuklar kesilmektedir.

KDV. 84 no'lu tebliğe baktığımızda, SAMİYB düzenleyenler, kullananlar, düzenleme sebebiyle incelemeye sevk edilenler, kullandıkları gerekçesiyle incelemeye sevk edilenler, incelemeye sevk edilenlerden mal ve hizmet satın alanlar, SAMİYB düzenlediği gerekçesiyle incelemeye sevk edilenlerden mal alanlar, defter belge ibraz etmeyenlerden/ adreslerinde bulunmayanlardan/KDV beyannamesi vermediği için incelemeye sevk edilen mükelleflerden mal alanlar, (ve benzeri nitelemelerle) sıralanıp devam ettiği görülmektedir. Nefes almak dahi kural ve normlara bağlanarak ve tek tek sayılarak detaylandırılırsa, estirilen bu rüzgardan, kişi bir şekilde mutlaka etkilenecektir. Bir zamanlar, sorgusuz sualsiz YMMleri yargılayan ve haksız rekabete sebebiyet veren kısıtlılar listesine benzeyen bu düzenlemeyle, her zamanki gibi idarenin çok kötü uygulamasıyla, ilgili ilgisiz pek çok mükellef, olumsuz tespitle kayıtlara girmekte, (kayıklara binmekte!!) bir daha bu listelerden çıkmamak üzere adeta damgalanmaktadır. Dahası, ciddiyeti son derece şüpheli bu bilgiler, YMMlerin tasdik raporlarına karşılık, idare tarafından keyfi olarak aleyhte kullanılmaktadır. Üstelik, bu listelere katkıda bulunmak üzere, YMMlerin müşterilerini ihbar etmeleri beklenir de, ne hikmetse, var olan tespitler, sır gibi kendilerinden saklanarak istifadelerine sunulmaz. Normalde, bakanlığın hizmet sunması, tam tasdik yaptıran mükelleflerin tamamına bu listeleri telefon rehberleri gibi dağıtması ve sahte faturaya karşı bir nebze tedbir alması gerekmez mi? Oysa, tam tersine, vatandaş lehindeki yasa hükümlerini aleyhine çevirmek ve bürokrasinin elini güçlendirmek üzere, içeriği tartışmalı tebliğ/talimat/sirküler ve benzeri yayınlarla (sözde) uygulamaya yön verilmektedir.

Mükellefin maydanoz satın aldığında, kendisine verilen faturanın sahte olup olmadığını bilemeyeceği, bu yüzden hapse giremeyeceği hususunda, uygulamanın ilk günlerinde, basında, feryat figan çok yazılar yazıldığını hatırlıyorum. Oysa, şimdilerde, aynı maydanoz, alanın da/satanın da/yiyenin de/dokunanın da/koklayanın da başına dert olduğu/ açtığı halde, ses/çıt çıkmadığına göre, kanıksanmış görünmektedir. Yukarıdaki sıralamadan bir örnek verelim. YMM’nin tam tasdiğini yaptığı A, B’den maydanoz alsın. B’de adresinde bulunamayan C’den maydanoz aldığı için incelemeye sevk edilmiş olsun. Muhtemelen C bu uyduruk sebeple sahteci ilan edilmiştir ve bundan kendisinin dahi haberi yoktur. Ancak, bundan böyle, bu tespit, yargı dahil tüm birimlerce kesin delil sayılacak, kaynağını araştırmadan ve sorgulamadan, doğrudan doğruya doğru kabul edilecek, farklı illerde yaşayan, olgulardan habersiz pek çok kişi çok üzülecek, mahkeme kapılarında yeni bir iş/uğraş edinmiş olacaktır. Peki, adresinde bulunamayan C’nin B’ye, B’nin de A’ya sattığı maydanozun faturalarının sıhhatinden A’nın YMM’si sorumlu olabilir mi ? İdareye göre, bal gibi olur. Çünkü, “YMM gereken dikkat ve özeni gösterseydi kolayca fark ederdi!” hatta, isteseydi C’nin yeni adresini (sahipsiz mezar olsaydı) bile arar bulurdu! Görüleceği gibi bu hükümler problemin hallinden ziyade, birilerini mutlak sorumluluk kapsamına almaya yöneliktir. Akşamdan kapısı açık unutulan kümesin acıklı manzarası, sabahleyin tüm çıplaklığıyla görülecektir. Tilki, (hata ve ihmal kimde diye sormaz) yediğini yer, yemediğini boğar gider. Hatalar bitmez, tilkiler tükenmez.. Vay benim tavuklarıma!

Pek çok ürünün teslimi KDV. stopaj kapsamına alınmakta, böylece, yelpaze iyice genişletilmektedir. Bakanlığımız, kesinti yaparak verginin daireye yatırılma görev ve sorumluluğunu mükelleflere vermeyi, hasılatlarından kesinti yapılanları da, YMM’siyle birlikte iade veya mahsup için vergi dairelerinde uğraştırmayı, (vatandaşın hak ve yetkilerini azaltırken, mevcut sorumluluklarını artırarak yenilerini yüklemeyi) nedense pek sevmektedir. Bu konuda yeni sahalar açmak üzere alt yapı çalışmalarına hız verilmektedir. Nitekim, şimdi de, kiracıların kiralarını mutlaka bankaya yatırmaları ve maliyenin tahsildarlığına vesile olarak ödemelerini stopaja tabi tutmaları şeklinde, yeni düzenlemelerin tartışıldığını ve yolda olduğunu öğreniyoruz. Keza, gelir vergisinden elde edilen bütçe gelirlerinin % 95 inin stopaj yoluyla tahsil edildiği söylenmektedir. Bu sistem dahilinde, mükellefi, SM yi, YMM yi birbirine kırdırmak, esas görevini hiç masrafsız başkalarının sırtına yüklemek, ıslık çalarak gününü gün ederek bugünün keyfini yarına bırakmadan iş görmek, yüzerken balık tutmak istenmektedir.

Muhasebe ve denetim standartları, uluslararası finans tablolarının raporlama standartları uygulamasına ülkemizde başlanacaktır. Bugüne kadar, muhasebe kayıtlarının ve tablolarının doğruluğu sadece vergi yönünden önem arz etmekteyken, bundan böyle başat faktörler tamamen değişecek, muhasebe ilim/bilim değilse bile, adeta sanat addedilecek, vergi idaresi öneminin azalmasına rıza gösterip bu gelişmeye ayak uyduracak, söylemleri vardır. Nasıl olacak bu? Önce, Türkiye versiyonuna uygun olacak. Bizde amaç; olmak değil, görünmektir. Nitekim, idare matrah artırımı tehdidinden vazgeçmeyeceğine göre, defter kayıtları zararlı, beyannameler ise kârlı (Beyanname, defter uyumu nasıl sağlanacak? Zarar mahsup edilmeyecek mi?) olacaktır. Bu gibi bize mahsus durumları, ulus ötesine yedirme yutturma formüllerini (icat etmek üzere) şimdiden düşünmeliyiz. Sahi, bir zamanlar yazarkasa, enflasyon düzenlemesi ve benzeri konularda yaratılan suni fırtınaları hatırlayınız. Krizleri avantaja çevirmede mahir olanlar, yazarkasa ithalatı, kitap, cd satışları, fiyat oynamaları derken, piyasalara hareket getirmişlerdi. Şimdilerde, kuş gribi diye bir salgın/illet daha çıktı (ya da çıkartıldı) ki, tavuklar diri diri yakılmakta, tavuk yumurta fiyatları düşmekte, sonra da “hafif bir rüzgardı, geçti gitti” denilerek, düşük fiyatla stok yapanların, yüksek fiyatla satmasına imkân ve zemin hazırlanmaktadır. Diğer bir husus, denetim standardı kavramı, anında (ehil olanı) YMMleri akla getirmesi gerekir. Oysa, ışık oyunlarıyla görüntümüz gölgelenmekte, kaba gürültüyle sesimiz kısılarak bastırılmak istenmektedir. Zira, işin sadece yetki ve cazibe yönüne bakarak, sorumluluklarını alışkın oldukları yöntemlerle bir şekilde tolere edeceklerini hesap eden pek çok hevesli vardır. Yokuş tırmanmadan, viraj dönmeden, hiçbir kuralı iplemeden, geçip gitmek isteyenler, tavuk kanatlarıyla kuşlar gibi uçmak isteyenler vardır.

Bir zaman sonra, yasalarımızda mükellef lehine hiçbir hüküm olmadığına, varsa da uygulaması olamayacağına hükmediyor insan. Genelleştirme veya abartma uyarılarına karşın, birkaç örnek vermek isterim. Hasılatınızdan yapılan stopajlardan varsa kalanı, müteakip yıl kdv.nizden düşmek yasal hakkınızdır; ama yazdığınız mahsup dilekçesi yetmez, ödeme emrini anında tebellüğ ederseniz şaşırmayınız, ya da salt bu nedenle incelenmeyi göze almalısınız. Bu nokta da, alışları (SAMİYB tehlikesi) dışında, hasılatlarından da (yani müşterilerinin kanuni defterlerindeki hata ve eksiklerden) sınırsız sorumlu tek bir mükellef grubu (bir tek ülkemizde) vardır; hatırlatırım. Vergiciliğimiz beyan esasına dayanmaktadır. Öyle mi dersiniz? Beyanını beğendiremezsen (hele zarar varsa) matrah artırımı neymiş, anında öğrenirsin. ”İadeler veya mahsuplar yedi ya da on beş gün içinde yapılır.” “Tam tasdiğe tabi mükellefler ihbar olmadıkça incelenmeyecektir.” “Vatandaşın dilekçe hakkı vardır.” “'Mükellef hakları bildirgesi yayımlanmıştır.” v.b. gibi, vergi dairelerine gönderilen nüshaları silik çıktığı için okunmayan veya bürokratik oligarşinin çarklarında yoğrularak gereği yapılmış görüntüsü verilen bu bildirimler/bildiriler, kulağa hoş gelen fantezilerden ibaret kalmaktadır. Yüksek beyandan ötürü plaket verilen bir mükellef, hiç fark etmez, çok geçmeden VUK. 359 dan hapse girebilir. İşte, serbest bölgeler, oyunun ortasında kurallar değiştirilerek, pek çok muafiyet kaldırılmış veya ruhsat süreleriyle kısıtlanmıştır. Vergi yasalarımızda bilinen ve yıllardır uygulanan zamanaşımı sürelerini, yazıldığı gibi beş yıl sanan veya algılayan mükellefler yanılmaktadır. Zira, geçmiş yıllarda takdir komisyonuna sevkiniz, vergi borcunuz içinde tahsildarın kendi cebinden sizin adınıza cüzi ödeme yapması tahakkuk ve tahsilat zamanaşımını keserek veya durdurarak uzatmaktadır. Özetle, on yıl da geçse, defter ve belgelerinizi muhafaza ediniz. Görüldüğü gibi, elleri titreyenler, altın yumurtlayacağını bilse bile, tavuklara yem (YMM’ye yetki) veremez.

C -BİR- İDARE VE DENETİM

Geçenlerde, medyada yer alan bir haber sizin de dikkatinizi çekmiştir. Ülkemizin taşınmazlarının (büyük şehirlerde %25’den %40’a kadar ) pek çoğu devletin mülkiyetindedir. Devletimiz gayrimenkul , memurlarımız yetki yönünden zengindir. Yine de, Boğaz sırtlarında orman arazisine kaçak villa yapımı önlenememektedir. Sorumluluklar açısından bakıldığında, vekillerimizden memurumuza kadar bağımlı bağımsız, yetkili yetkisiz, başlı başsız, kıdemli kıdemsiz, yeminli yeminsiz, mühürlü mühürsüz, (yasama – yürütme - yargı) hepsinin dokunulmazlıkları vardır. Dokunulmazlıklar, Türkiye’de çok tartışıldığı halde (TBMM’deki siyasal partilerin ve milletvekillerinin tam bir uyum içinde olduğu) hiç yol alınmayan bir konudur. YMM mühürleri (hele ki, nefesle üfleyerek) basıldığında, TC. gayet güzel, net okunmaktadır. Öyleyse, devlet güvendiği ve mührünü taşımasına müsaade ettiği bu saygın elemanların yetkilerini artırarak onore etmeli ve kurda kuşa yem etmeden, yukarıda sayılanlara ilaveten sorumluluklarını sınırlandırarak kollamalı, öldürücü olmamalıdır.

Maliye Bakanlığı 2006 yılı faaliyet raporunda, kendi eleştirisini bizatihi kendisi yaparak, “Bakanlık bünyesinde değişime karşı direnç olduğu, ekip çalışması kültürünün gelişmediği, bürokratik işlemler ve kırtasiyeciliğin çok fazla olduğunu,” bu cümlelerle vurgulamaktadır. Yine, Bakanlığımızın saygın kurullarından birinin dernek yönetimi, kısa bir süre önce Bakanlık uygulamalarını eleştirerek “yasal zemini olmayan uygulamaları alışkanlık haline getirenlere de her türlü yasal mekanizmayı devreye sokma kararlılığıyla ‘Kanun namına durun!’ diyoruz.” şeklinde deklarasyon yayımlamıştır.

Günay Dinç’in, “Adil Yargılama Hakkı” kitabından seçilen aşağıdaki paragrafı hiç yorumsuz sunarak, bu ayrımdaki açıklamalara son vermek isterim.

“Kamu personelinin temelsiz suçlamalar nedeniyle görevlerini yapamaz duruma düşmelerini önlemeyi amaçlayan idari soruşturma aşamaları doğru işletilmediği zaman yargılanmama bağışıklığına dönüşmekle kalmamakta, devlet memurlarının suç işlemelerini özendiren bir etken olabilmektedir. En alt birimden başlayan bu tutum, karşılıklı dayanışma ve hoş görü anlayışı içinde, yargı organına kadar uzanabilmektedir. Olay bu boyutlara geldiği zaman devlet adeta bir suç aygıtı olmakta, toplumsal güvenin yerini genel bir inançsızlık almaktadır.”

C -İKİ- YMM MESLEĞİ

Bildiğiniz gibi, 3568 daha beşikte boğulmak istenmişti, olmadı; şimdi de, yetersiz beslenmeden buluğa eremeden eşikte eriyip gitmektedir. Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik. Bir yerlere geldik mi, yoksa sürüklendik mi, bilemiyorum. Sürekli ağlayarak biberon isteyen bebekler gibi yazılardan da bıktık usandık artık. Ne var ki, mesleğin mevcut durumunu fark etmemizi önleyen ve perdeleyen bazı hayallerin de (gerçekleri görmek adına) öncelikle yıkılması gerekiyor. Mesleğin başına gelenleri anmadan, anlamadan ve aldırmadan başarılı olamayız. Mesleğimiz, AB. üyeliğini bekleyen ülkemize benzemekte, ucu açık beklemektedir. A.Alatlı’nın güzel benzetmesiyle, “gassalın elinde bir ceset gibi” bizlerden teslimiyet istenmektedir. “İstediğinizi söyleyiniz ama istenileni yapınız” denilmektedir. Oysa, karşıtların birbirlerini yok etmeden tamamlamaları gerekir; ayrıcalıkları azaltmanın yolu gücün paylaşılmasıdır.

YMM mesleği, devletle vatandaş arasında uzlaşı sağlayan denetim birimidir. Esas fonksiyonunun denetim olduğu asla unutulmamalıdır. Böyle olunca da, oluşumunda ağırlığı devlet denetim birimlerinden gelenler oluşturmalıdır. Yazık ki, son yıllarda, bu kaynaklardan mesleğimize teveccüh kalmadığını öğreniyoruz. Sınavla girenlerin çoğunluğu ise, büro açmamakta faal konuma girmemekte, muhtemelen, huzurlu bir çalışma ortamının oluşumunu beklemektedir. Zira, son yıllarda, YMM sayısıyla birlikte, tam tasdik sözleşmesi yapanların sayısında da azalma vardır ; müşteri sıkıntısı yaşanmaktadır. Bu durum, beraberinde, haksız rekabet ve farklı fiyat uygulaması gibi sorunlar getirmektedir. İzlendiğinde görülecektir; tavuklara yetersiz yem atarsanız yem(e)den önce birbirlerini (gagalarlar) yerler. Böyleyken bile, meslek amaçlanan yetki ve fonksiyonlara henüz ulaşamadığı halde, YMM eksikliği vardır. Bir yerin kıymet ve değeri, orada bulunanların kıymet ve değeriyle eş oranlıdır. Esasen, eksikliği tamamlamak çok kolaydır; mevcut fonksiyonlar azaltılarak meslek, rasgele alınacakların seviyesine düşürülebilir. O zaman da, bu sıfatı taşımak, hiçbirimiz için bir şey ifade etmeyecektir. Bu sebeple, arzumuz/isteğimiz, mesleğin daha da fonksiyonel hale gelmesi, denetim birimlerinin özendirilerek istikbalde bu mesleği şevkle yapmak üzere tercihlerinin sağlanması, yeterli çalışmayı yaparak hazırlıklı olanlardan da, sınavla mevcudun tamamlanması yönündedir.

Vermek istediğim mesajı, kısaca, kıssadan hisse alarak açıklamak mümkündür. Vaktiyle, kuluçkaya yatan bir tavuğun altına bırakılan kartal yumurtasından çıkan yavru kartal, civciv kardeşleriyle beraber birlikte büyütülmüştür. Yetişkin hale gelince, bazen, ah çeker, “bende kartallar gibi uçabilsem” diyerek, özenirmiş. Tavuk kardeşleri gülerek “haddini bil, sen tavuksun” der, dalga geçerlermiş. Bizimkisi, kaderine razı olup, uçmayı hiç denemeden ömrünü tüketmiş gitmiş tabi. Hiç kimse, denemeden ve kendine odaklaşıp düşünmeden gerçek gücünü bilemez. Dahası, kırk gün, kırk gece, kırk kere, kırklayarak “sen tavuksun” diyen çok olur da, kimse kimseye “bir zamanlar kartaldın” demez; nedense…

C -ÜÇ - ÖNERİLER

“Sanatçı ve yazarlar, varoluş alanlarının uçlarında ve sınırlarında gezen kimselerdir. Bu yüzden sıradan veya olağan değillerdir. Hep, varsayılan sınırlarının ötelerini soruştururlar. Bahsedilen alanlar yalnızca doğada bulunan somut alanlar olmayıp, daha çok onun kendi fantezisinin, bilinç veya bilinçaltının beslediği, sınırlarının ise sonsuzluğa uzandığı soyut alanlardır. Çoğu zaman

Onların soyut ve somut yerlerdeki gezilerinin amacı, bilinenlere belli mesafede durup onları yeniden algılamaya çabalamak, geniş algılama imkanlarını devreye sokmak, şeylere ve olaylara farklı bakabilmek ve bunları başkalarına göstermektir. Donuklaşmış görme ve algılama biçimlerini aşmak, bunları görece kılmaktır.”

Kimindir, şimdi hatırlamadığım bu güzel satırlar benim değil , üstelik, satırların muhtevasında da ben yokum; benimkisi sadece bir merak, bir meramı anlatırken, bana uzak yıldızlara yakın olan sanatçı ve yazarlara özenmekten, onlar gibi yazmaya acizane gayret etmekten, sade bir hevesten ibarettir. Aynı öneri ve tavsiyeleri içimden geldi, sizlere de sundum. Aynı zamanda, fikirlerimizi sanatçılar kadar mükemmel ifade edemeyeceğimize göre, önerilerin (sizler tarafından) tamamlanmaya ve geliştirilmeye mutlaka ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyorum; benim bildiğimi sizlerinde bilmesini istedim.
Önceki yazılarımdan mesleğe ilişkin gerçek önerilerimi bilmektesiniz. Uzun vadeli fikirlerimde hiçbir değişiklik yoktur. Şimdi yapacağım öneriler ise, mesleğin fonksiyonunu kısa sürede hissettirmek amacına yöneliktir; uygulaması da, dar kapsamlı ve geçici bir süreyle sınırlı olmalıdır. YMM sayısıyla birlikte tam tasdik sözleşme sayısında da azalmalar vardır. Dahası, mevcut tasdik sözleşmelerinin büyük bölümünde, mükellefler, ayrıca SM çalıştırmamaktadırlar. Bu konuda anket çalışması yapılırsa, apaçık görülecektir. Esasen, muhasebe hizmetini de YMM den alan mükellef, ayrıca YMM sorumluluğundan da fazlasıyla istifade etmektedir. Öyleyse, hiç vakit kaybetmeden tam tasdik yerine ikame edecek, sürekli danışmanlık hizmeti vermek üzere özel sözleşmeler yapmaya yönelmeliyiz. Zaten, pek çok meslektaşımız, öteden beri bu yönde tercih yaparak, sorumluluğu makul ölçülerde, bizatihi sınırlama imkanı yaratmışlardır. Keza, baştan beri anlatıldığı üzere, mahsup ve iadelerde yaşananlar hepimizin malumdur. Mükellef, dört milyarın altındaki iadelerini doğrudan doğruya, aştığında ise, isterse idareden talep edebilmektedir. Başka bir deyişle, iade için YMM ye müracaat etme zorunluluğu zaten yoktur. Madem ki öyle, gel böyle diye bir tabir vardır. Mahsup veya iade raporlarımızı aynı ciddiyetle dört dörtlük yazdıktan sonra, patronumuz mükellefe takdim ederek ücretimizi alıp kenara çekilmeliyiz. Mükellef, hangi meblağda olursa olsun, tüm iadelerini idareden almak üzere dilekçesini yazmalı, “ben bu kadarını inceledim veya incelettirdim, gerekli kesintileri de yaptım; bundan sonrası idarenin takdirine kalmıştır.” diyerek, ekine de YMM raporunu iliştirerek takdim etmelidir. Tabi ki, mesleki başarı şansımız, birlik ve beraberliğe bağlıdır. Odalarımız YMM’leri bu öneriler doğrultusunda yönlendirmeli ve teşvik etmelidir.

A-  BİR-Kİ-ÜÇ

Yeryüzünde yaratılan her canlının, kuvvetli bir yanı/tarafı mutlaka vardır. Tavukların da, ayakları vardır ama hızlı koşamaz, kanatları vardır fakat yeterli uçamaz, boyunları vardır lakin bıçağa uzanmış, eşelenip yemlenirler. Üstelik, yemden sonra gezinirken, makamıyla çıkarttıkları (gııı, gaaa, guuu ve benzeri) seslere bakılırsa, sanki hayatlarından memnun ve mutlu, şarkı söyler gibidirler. Tavuktan bu kadar çok söz ettikten sonra, horozu unutmak hoş olmazdı sanırım. Onun derdi daha başka tabi. Bir gün, horoza sormuşlar “tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar?” Bizimki biraz düşündükten sonra “valla bilemem, hiç aklım ermez, ben işime bakarım” demiş.

Gördüğünüz gibi, tavuk hikayelerinin başı sonu yok. Mesleğimiz de öyle, şarkıdaki gibi. “Bitmez tükenmez bu dert, meslek diyorlar buna.” Bu şarkı burada bitmez, dön baba dönelim hacılara gidelim; one, two, three, başla…

(erkek) Akşama geleceğim, akşama geleceğim.Hacı bab bay ev de mi?
(kadın) Tavukları döndermişem, hacıyı da çarşıya göndermişem.
 
 
 İzmir YMM Odası 2007 Temmuz-Ağustos 79 sayılı bültende yayımlanmıştır