Konu Başlıkları

Yazdıklarım‎ > ‎

YMM’nin Farkı= Yemini + Mührü = Sorumluluğu

18 Nis 2009 12:42 tarihinde Saffet Kumbas tarafından yayınlandı   [ 27 Ağu 2009 10:45 güncellendi ]
Son günlerde, mesleğimizle ilgili kısaltılmış bazı ibareler TMS, UFRS, TMSK, TUDESK,BDDK,SPK,EPDK gibi ve benzeri pek çok kurum çokça konuşulmakta ve yazılmaktadır. Denetimle ilgili yaratılan bu kavram kargaşası gereksiz görülebilir ama sebepsiz değildir. Bildiğiniz gibi, ülkemizde yirmi yıl öncesine kadar denetimde standart falan yoktu; bilinmiyordu. Sadece, A. Anderson ve P.W. House gibi bazı bağımsız denetim şirketleri belli standartlar oluşturmuşlardı. Bilahare, 1987 yılında SPK ve M.Bakanlığı’nın yayınladığı tebliğlerle denetim standartları uygulanmış ve günümüze kadar gelinmiştir. Bu arada, önemli iki tarihin altını çizerek belirtmek isterim; SPK’dan hemen sonra, 1989 yılında 3568 sayılı meslek yasamız çıkartılmış, 1994 yılında da tek düzen hesap planına geçilmiştir.

Hatırlayacağınız gibi, 3568 sayılı yasa çoğumuzu mutlu etmekle birlikte, etkin ve yetkin intelligensiayı üzmüştür. Zira, onlar, zaten üst seviyede denetim standartlarını uygulamaktaydılar; keza incelemelerde mükellefleri bir şekilde savunabiliyorlar, idare ve denetim makamlarında kabul görüyorlardı. Ayrıca, yemine, mühre ne gerek vardı. YMM sayısı sınırlı tutulmalı, meslek sulandırılmamalıydı. Durduk yerde, mesleki rekabeti körüklemek, abesle iştigaldi. Sadece, mahdut, belirlenmiş sayıda YMM ile sınırlı olursa, belki o zaman 3568 arzu edilen bir yasa olabilirdi. 1994 yılında, tek düzen hesap planına geçiş çok yararlı olmuştur. Üyelerimiz standart konusunda çok şey öğrenmiş ve bilgilerini pekiştirerek günümüze kadar gelinmiştir. Böylece, Türmob üyeleri, kavramlara ve standartlara yabancılık çekmeyecek, intibakları çok kolay olacaktır.Yine de, ayrı bir kanala yönelen SPK’nın artarak yükselen tecrübe ve birikimi ile kıyas kabil değildir. Zaten, günümüzde de, SPK bu mevcut müktesebatıyla ayrı bir denetim talebiyle, tebliğlerini yayınlama çaba ve iddiasındadır.

Tabi, ifade ettiğim gibi, YMM sayısı sınırlandırılamayınca, 3568 sayılı yasanın da sütü ve maması kesilerek, doğduğu gündeki gibi bebek bakımsız bırakılmıştır. Nitekim, ciro ve aktife göre bir ölçüde zorunlu sayılan tam tasdik, süratle ihtiyariye dönüştürülmüştür. Nasıl olsa, aristokrasi için, SPK,BDDK veya benzeri kurumlar vasıtasıyla halka açık şirketlerin bağımsız denetim zorunluluğu şeklinde, şayet yetmezse İMF ve D.Bankasının önerileriyle, müşteri yaratma imkanları vardır; daha da artırılacaktır. Hasılı , üsttekiler, alttakilerle komşuluk yapmak istememektedirler. Önemli, diğer bir neden de, idare ve denetim, vergi incelemelerinde, YMMden uzak durmak, YMM’yi uzakta tutmak istemektedir. Genelde, inceleme yazısını tebellüğ ettiği anda, defterlerini yok ederek ibraz etmemeye veya kaybolmaya yada benzeri fikirler üretmeye meyyal/yatkın mükellef, birden kişiliği değişiyor olmalı ki, YMM ye koşarak “Lütfen beni güzelce inceleyiniz, canım çok çekti, yüksek vergiler ödemek istiyorum, ayrıca bu hizmetinize karşın ücreti neyse öderim.” diyor da sanki, YMM’ler inadına aksini yapıyor. Siz yetkili otoritelerin, YMM’ye ücret yerine sadece devlete vergi ödesin kafi anlayışıyla tam tasdik zorunluluğunu kaldırdığınız mükellefleriniz, maalesef, biz YMM’lerin temini ve muhafazasında çok güçlük çektiğimiz müşterilerimiz oluyorlar. Bu kıtlıkta, bin bir zorlukla sözleşme yaptığınız müşterinizi, (sırf sorumluluktan kurtulmak için, inceleme elemanlarının arzuları doğrultusunda) başından tutarsınız ama, elinizde tutamazsınız.

Bakanlık Makamı, mükelleflerini YMM’ye müşteri olmaya, tam tasdike, incelenmeye yönlendirerek zorlamadığı sürece, asarımla/keserimle YMM’nin patronu asla olamaz; arzuladığı denetimi de yaptıramaz. Çünkü, yetkilerle donattığınız, maaş bağladığınız, emrine tüm devlet imkanını verdiğiniz, neredeyse hiçbir sorumluluğu olmayan 657 ye tabi memurunuzla, emredici kurallarınıza uymak zorundaki vatandaşınızı/mükellefinizi hizaya getirememişsiniz. Sonrada, emekli olmuş, evinde dinlenen kulunuzu yanıltarak, bir mühürle müdür oldun diyerek teçhizatsız cepheye sürmektesiniz. Üstelik 5510’la tayınını kesmek istiyorsunuz. Bilinsin ki, Tanrı kulundan asla vazgeçmez. Dahası var, bitmedi, teşbihte hata olmaz. Damaskus’a vali oldum sanarak, hevesle ve masrafla açtığı bürosunu süratle “yandım anam” nidasıyla kapatan emeklimiz, cepheden başarısız dönmüş sayılarak, halen yargıda tüm tasarruflarını kaybetme tehlikesiyle koşuşturmakta, neredeyse asker kaçağı muamelesi görmektedir. Üstatlarımızın “İnceleme notlarınızı saklayınız, karşı kontrolleri yapınız, hiçbir vergi kayıp ve kaçağına sebebiyet vermeyiniz” şeklinde, iyi niyetli çaba ve uyarıları sorunu maalesef çözümlemiyor.

Sakın ola ki, YMM’ler havalara girmesin. Aynı şekilde, muhasebeci dostlarımız, zorunlu haller dışında, haklı olarak müşterilerini YMM’ye yönlendirmek istememektedirler. Gerçektende yaptığımız çalışmaların denetimle falan alakası olmadığı gibi, yemini ve mührü gerektiren yetkilerimiz de, pratikte yok denecek kadar azdır. Biraz tecrübeli bir SM, aynı işlemleri yeminsiz mühürsüz belki çoğumuzdan daha iyi yapar. Türmob’un oluşumunda, temsilinde, yönetim ve idaresinde SMMM’ler sayısal çoğunluk ve etkinliklerinin, keza YMM yetkilerindeki hiçliğin farkındadırlar. Oysa, denetimin takdir ve teşviki elzem ve evrenseldir. Kudret ve kıymeti nedretten mebnidir; her meslekte oy çokluğu aranmaz…Bazı SM’ler, YMM’ye ücreti mukabili gönderdikleri müşterinin kontrolünü de kendilerinde muhafaza ederek, defter, belge ve tabloları (denetim için isteyen) YMM’ye, canları isterse lütfen verdikleri çok duyulan bir gerçektir. Tam tasdik sezonuna girdiğimiz bugünlerde, idarenin – denetimin – yargının – mükelleflerin – muhasebecilerin kapılarında bekleşen itilmiş/ kakılmış YMM’lerin hali pür melali budur. Neylersiniz, hayat böyledir işte…Kıymetli bir kitabı biri okuyarak bilgilenmek, başka biri de yakarak ısınmak için değerlendirebilir; kullanana göre değişir. Bu manada, yetkili otoritelere YMM’leri defalarca ve dikkatli okumalarını öneriyoruz. Böylece, üsluplar bozuluyor, seviyeler düşüyor, YMM’ler küçümseniyor, sınava girmeden, sorumluluk almadan, denetim yetkisi isteniyor. Üstelik, mahvına maraz olan Osmanlıdan miras, Kabakçılara has kabadayılıklarla, Patronalara özenti külhani tavırlarla…

YMM’ler esasen denetimden kaynaklanan farklı yönlerinin farkındadırlar. Asla mütevazı olamayacakları ve hiçbir kurumun özenemeyeceği kadar yüksek bilgi, beceri ve fonksiyonlarını icra edecekleri alanlar yazık ki yaratılmamış, imkan ve yetki verilmemiştir. Meslektaşlarımız, 3568 ile kazanılan yetkilerini kullanırken, idare – denetim ve medya yardımcı olmamış, aksine güç yerine güçlük vermişlerdir. İlk günlerin acemiliği, karşı grupların strateji ve taktikleriyle, adeta keten pereye getirilmişlerdir. “Galatı meşhur fasihi mehcurdan evladır” diyerek, “tek imzayla köşe döndükleri” şeklinde saçmalıklar, topluma bilhassa yayılmıştır. Sonrada, ‘Bunlar bu denetim işini beceremezler’ damgasını yemişlerdir. Böylece, sahnelenen denetim oyununda bırakınız başrolü, pek çok arkadaşımız figüranlık dahi yapamamış, sadece tehlikeli ve ölümcül sahnelerde jönlerin dublörü olarak kullanılmışlardır. Nitekim, 3568 den bakiye kalan kocamaaan bir sorumluluk, bu kadar büyük sorumluluğa karşın kendilerini gerçekten denetim elemanı sanmaları ve teselli bulmaları için, bolca düzenleyecekleri tutanaklara basılmak üzere verilen hatıra mühürler ve yeminleriyle günümüze kadar azalarak gelebilmişlerse de, yarınlara erişerek çıkmaları şüpheli veya belirsizdir. Zira, pek çok arkadaşımız alın atınızı diyerek ayrılmakta, yada ciddi olarak ayrılmayı düşünmektedir. Bu noktada, muhtemel yanlış anlamaları hemen düzeltmek isterim. Sözlerim, azınlıkta bazı YMM’leri kapsamıyor olabilir. Bu mutlu azınlığın baht açıklığı nedir? derseniz, onu ben bilemem. Yeminlerinden ve mühürlerinden kaynaklanmadığını on yıllık yemin ve mühür tecrübeme dayanarak söyleyebilirim.

Avrupa birliğine girme çabaları ve ülkeye sermaye girişini artırmak, uluslararası finans tablolarını uyarlı hale getirmeyi keza denetim standartlarını zorunlu kılmıştır. Peki standart kavramının konuşulup tartışıldığı yerde, BDDK, EPDK, SPK gibi kurumların farklı uygulamaları ve farklı standartları olabilir mi? Yada, bu kadar çok sayıda denetim yasası, tebliği, elemanı, kurumu, hatta derneği varken, standarttan söz etmek mümkün müdür? Enroll skandalından sonra, denetimin hukuki çatısı, ayrı bir yasası gereği doğmuştur. Bu fikir, Amerika’dan Avrupa’ya ve diğer ülkelere yayılmıştır. Ülkemizde bu çatı TTK tasarısı veya SPK yasası ile olur mu , yada VUK ve 3568 ile sağlanabilir mi? Denetim nedir? Denetçi kimdir? YMM, SPK’ya göre denetçi midir? Yoksa bizlere işinize bakınız, karşı tutanak düzenlemeye devam ediniz mi deniliyor? Vergi incelemesi gibi farklı yürütülen bir denetimin şekli ne olacaktır? Bakanlığın denetim birimlerinin bu konulardaki bilgi düzeyleri yeterli midir? Dünya Bankası, İMF gibi kuruluşlar ülkeyi önce borçlandırıp, sonrada ROSC benzeri raporlar düzenleyerek, YMM’lerin bağımsız denetimden anlamadıklarını iddia ve ifade ederek vermek istedikleri mesaj ne olabilir? Varlığı yabancı holdingleri bile telaşlandıran, ülke denetim sisteminin olmazsa olmazı YMM’lerin, bu işin üstadı olduklarını kanıtlayan bu tarz beyanların, kamu erkine bir şeyler ifade etmesi gerekmez mi?

SPK’ya göre bağımsız denetim şirketleri, bütçeleriyle her biri ayrı devlet olan uluslararası bu holdingleri denetleyeceklerdir. Öyle mi? Öyleyse işleri çok zordur. Bakanlık denetim birimlerinin dahi, benzer firmaların vergi incelemesinde, bu sistem dahilinde çok zorlanacaklarını düşünmekteyim. Bağımsız denetimin öncelikli işlevi vergi incelemesinden ziyade, sermayedarlara, alacak ve borçlulara, işçilere, benzerlerine ve kamuya denetimleriyle, bilgi ve güvence vermektir. Peki, SPK’ya göre bağımsız şirketler, öteden beri yaptığı bu tarz denetimlerde başarılı olmuşlar mıdır ? Doğrusu, geçmişte yaşananları hatırlayınca, iflas eden bankaları ve şirketleri, off shore hesapları, mudileri, çekilen çileleri düşününce, buralarda kimlerin nasıl denetim yaptıklarını, yazılan raporları merak ediyoruz.

Kendilerinden etkin ve adaletli incelemeler beklediğimiz vergi idaremizin ve denetim birimlerimizin istatistiklerindeki matrah ve vergi farklarını zaman zaman basından okuyoruz, hoşumuza gidiyor, etkileniyoruz. Ancak, İstanbul yaklaşımlarıyla pek çok sektörün ve borçlarının yeniden yapılandırıldığı, görev zararlarının tasfiye edildiği, 5510 sayılı yasayla düzeltilmeye çalışılan sosyal güvenlik kurumları sistemiyle, vergi gelirlerinin %70 inin (belki daha fazla) dolaylı vergilerden sağlandığı ülkemizde, denetim sistemini başarılı saymak mümkün müdür? Sorusunu sormaktan da kendimizi alamıyoruz. İzmir de fiilen 7500 emlakçinin varlığı, bunların l500 ünün odaya, sadece 200 ünün V. Dairesine kayıtlı olduğu konuşulmaktadır. İdarenin veya denetimin bu konularda bilgisi, uygulaması veya planı programı var mıdır? Tam tasdike tabi mükellefi, dolayısıyla YMM’sini incelemek ve cezalandırmak, kamu denetimini adeta teşvik ederek çalışma şevkini artırdığını, bunca uygulamadan sonra öğrendik ve bunu anlaşılır buluyoruz. Ancak nereye kadar? Karşıt ama birlikte denetimle ülke yararını düşünerek, saydamlık ve hesap verebilirlik adına, açık toplum bireyleri olarak bu soruları daha da artırarak sormak ve öğrenmek, hem hakkımız hem de görevimizdir. Nasıl ki, bir hakem gösterdiği kartlardan çok göstermedikleriyle (çaldığı düdükten çok çalmadığıyla) değerlendiriliyor ise, kamu yönetim ve denetimi de bilmelidir ki, yaptıkları yönetim ve denetimden ziyade, daha çok yapamadıklarıyla göz önündedir ve kamuoyunun gündemindedir. Açığa çıkan her yolsuzlukta, Reha Muhtar jeneriklerine slogan olan, “Nerede bu devlet?” deyişi, buradan kaynaklanır. Zaten , idare de aynı anlayışla, sevapları görmezden gelip en küçük hataları abartarak , “Gerekli dikkat ve özeni göstermemekten” YMM’leri hep sorumlu tutmaktadır.

3568 sayılı yasaya göre denetim elemanı sayılan ve kendisinden mükemmel inceleme beklenen YMM’leri, “denetleyenlerinde denetlenmesi gerekir” felsefesiyle inceleyen idare veya denetim, aynı mantıkla kendilerinin de incelenmesi gereğini görerek, bilerek ve kabul ederek, ne ölçüde işlemlerinde etkin, tarafsız, adaletli ve bağımsızdır? Yoksulları yok ederek de yoksulluk önlenebilir. Kolay inceleme yöntemleriyle zayıf ve güçsüzü inceleyerek, tahsilat yüzdesi düşük ama çok yüksek farklar bulunabilir; fakat vergi adaleti tesis edilemez. Bu durumda, böyle bir sistem içinde, inceleme nispetlerinin %3 gibi düşüklüğünden hiç kimse üzülmez, yakınmaz. Hatta, bu rakam ve oranların daha da küçülmesi arzu edilir. Vergi farkları ve cezaların isabet ettiği hedeflerde, adalet veya zulüm ölçümleri yapılmadan, yüksek rakam ve oranlı incelemelerin topluma yarar mı, yoksa zarar mı verdiğini bilemeyiz, bilemezsiniz, bilenler bilir.

“Sadece eleştiri olmaz, çözüm nerededir?” sorusunun cevabını veya ipuçlarını, dikkatli izleyiciler baştan beri yapılan açıklamalarda görerek, fark etmişlerdir. Yine de, detayına başka bir zaman ve zeminde girmek üzere, bazı belirlemelere ve önerilere özetle, kısaca temas etmek mümkündür. Uluslararası Denetim Standartları 240 ve 250 yi bir vesileyle inceleme fırsatı buldum. “Denetim ciddi iştir,maharet ister.” anlayışıyla, basılan bu metinler gözden geçirilerek, denetçi sıfatının yazıldığı her yere parantez içinde veya doğrudan YMM yazılarak, mutlak koşulun mesleğimiz olması sağlanmalı, devamında da, belli bir ciro ve aktifi aşan firmaların, bağımsız denetim, dolayısıyla tam tasdik zorunluluğu getirilmesi ilk önerimizdir. Mevcut yapılar arasında yakışanı da budur. Diğeri ise, tam tasdike tabi mükelleflerde, öncesinde re’sen tarhiyatlar için, bilahare tüm incelemelerde tutanakların, hukuki geçerlilik şartını, mutlak YMM imza ve mührüne bağlamak ve inceleme elemanıyla birlikte YMM’yi, düzenlenen inceleme raporundan müştereken sorumlu tutmak gereği vardır. Her kesimin, özellikle ve başta ülkenin yararına olanı da budur, kanaatindeyim. Son bir not, olaylara sadece YMM’ler açısından baktığımın farkındayım. Üstelik, YMM’lerin misyonu, vizyonu, bağlı değerleri hususunda bazı eleştirel tespitlerim olmasına rağmen, şimdilik susuyorum. Kahin olmaya gerek yok; şayet mesleki birlik beraberlik sağlanamazsa, romandaki gibi, önce ekmekler bozulacak, sonrada, yazık ki, müşteri kavgaları, geçimsizlik, birbirini şikayetler başlayacak, bunu görüyor, üzülüyorum. Yine de, hiçbir özeleştiri yapmak (içimden gelmedi) istemedim. Hak ettiklerimizi kazanıncaya kadar yapmak niyetinde de değilim. Noktayı koyarken, nerden hatırladım bilmem, birden bir şarkının sözleri döküldü dilimden. “ Aşk rüyadır çok zaman, olduğu gibi bırak. Tek sen misin yeminli, üzüldüğün şeye bak.” Evet, tek biz miyiz yeminli? Eleştirileri de başka yeminliler, mesleğimize karşı olmaya doğuştan yeminliler yapsınlar, zaten zevkle ve zulmetle, ziyadesiyle yapmaktalar.

İzmir YMM Odası Ocak-Şubat 2007, 76 sayılı bülteninde yayımlanmıştır.